Gitarda Dip Gürültüsü ve Çözümleri

Eğer gitarınızdan dip gürültüsü geliyorsa, bunun genelde iki sebebi olabilir: Manyetikleriniz veya bulunduğunuz mekanın elektrik sistemi. Bu yazıda, bu problemleri inceleyip olabilecek çözümleri tartışacağız.

Manyetik Kaynaklı Gürültü

Single Coil bir gitar manyetiğinin içerisinde, tek yöne doğru sarılmış bir bobin bulunmaktadır. Bu bobin soldan sağa doğru sarıldıysa +100 polaritede, sağdan sola doğru sarıldıysa -100 polaritede olacaktır.

Manyetiğiniz, radyo antenlerine benzer bir şekilde, havadan yayılan elektromanyetik frekansları algılamaktadır. Eğer odanızda elektromanyetik dalga yayan hiçbir cihaz yoksa ve elektrik tesisatınız da temizse, Single Coil manyetiğinizi hiçbir dip gürültüsü olmadan kullanabilirsiniz.

Ancak; sahneye çıktığınızda işler değişir. Mekanda; buzdolabı, ışık sistemi, ekranlar, vb cihazlar bulunacak ve elektromanyetik dalga yayacaktır. Gitar manyetiğiniz bunlara maruz kaldığında; hiçbir nota vurmasanız bile bir dip gürültüsü yaymaya başlar.

Farklı yönlere dönerek elektromanyetik dalgaların gitarınıza çarpmamasını sağlayabiliyorsanız ve konser boyunca o yönde çalabilecekseniz, sorunu basit bir şekilde çözebilirsiniz. Ancak; bu yöntemin işe yaramayacağı pek çok durum olabilir.

Humbucker manyetikler, bu tarz bir dip gürültüsüne sahip değildir. Bilmeyenler için; Humbucker manyetikler iki Single coil manyetiğin aynı anda çalıştığı bir manyetik türüdür. Humbucker içerisindeki manyetiklerden biri soldan sağa (+100), diğeri ise sağdan sola (-100) sarıldığı için, birbirlerinin polaritesini sıfırlar ve elektromanyetik dalgalardan etkilenmez hale gelirler. Humbucker tonlarını seviyorsanız, Single Coil yerine Humbucker manyetik tercih ederek manyetik kaynaklı dip gürültüsüne sonsuza dek veda edebilirsiniz.

Telecaster veya Jazz Bass gibi iki Single Coil manyetiğe sahip gitarların da manyetikleri genelde ters sarılmıştır (biri soldan sağa, diğeri sağdan sola). İki manyetiği aynı anda etkinleştirerek Humbucker efekti yaratabilir ve dip gürültüsünden kurtulabilirsiniz. Aynısı, Stratocaster gitarların Neck + Mid veya Bridge + Mid şeklindeki ara pozisyonları için de geçerlidir.

Precision Bass‘ta ise Split Coil bir manyetik bulunur. Yani; ikiye bölünmüş tek bir manyetik vardır ve bu parçalar yine birbirinin aksi yönünde sarılmıştır. Humbucker mantığına sahip bu Single Coil manyetik sayesinde, gürültüsü önlenmiş olur. Bu mantığı takip eden ve geliştiren Aguilar, kendi içinde iki zıt sarıma sahip ama Single Coil özelliği taşıyan Jazz Bass manyetikleri üretmektedir. Başka gitarlara yönelik benzer manyetikler üreten başka firmalar da var elbette. Bu tarz manyetikleri tercih ederek; hem Single Coil sound’u alabilir hem de dip gürültüsünü kesebilirsiniz.

MusicMan, HS modellerinde Single Coil manyetiğin yanına bir de Ghost Coil manyetik eklemektedir. Bu manyetik, gövdenin içine gizlidir ve herhangi bir ses üretmez. Tek görevi, Single Coil manyetiğe ters sarımlı bobini ile Humbucking etkisi yaratmak ve dip gürültüsünü kesmektir. Ghost Coil barındıran bir gitar tercih ederek veya gitarınızı modifiye ettirip bir Ghost Coil ekleterek bu çözümü uygulayabilirsiniz.

Ancak; Humbucker, Split Coil veya Ghost Coil çözümlerinin her biri, ton değişikliği anlamına gelmektedir. Vintage Single Coil Sound’undan mümkün mertebe feragat etmek istemiyor ancak yine de dip gürültüsünü kesmek istiyorsanız, o halde yardımcı pedal kullanmayı önerebilirim.

Önerebileceğim ilk pedal, Electro Harmonix’in Hum Debugger pedalı. Bu pedal, manyetiğinizin dip gürültüsünü tespit ederek 60 Hz civarındaki dip gürültüsünü EQ modifikasyonuyla devreden çıkarır ve sisteme temiz bir ses gitmesini sağlar. Forumlarda bu pedalı kullanan bazı kişiler gitarlarının tonunu değiştirdiğini, bazıları değiştirmediğini, bazıları ise ton değişikliğinin (özellikle mix içerisinde) gözardı edilebileceğini söylüyor. Ben bas gitarımda pek bir ton değişikliği hissettiğimi söyleyemem, gayet memnundum.

Bir diğer pedal türü ise, Noise Gate olabilir. Pek çok marka Noise Gate pedalı üretmektedir. Bu pedalların özelliği, belli bir Volume seviyesinin altındaki sinyali sisteme hiç göndermemektir. Bu sayede; gitarı çalmadığınızda, görece düşük bir ses seviyesinde olan dip gürültüsü sisteme gitmeyecektir. Çalmaya başladığınızda dip gürültüsü de sisteme gidecek, ancak kendi notalarınızın Volume’ünün çok altında kaldığından izleyici bunu muhtemelen hissetmeyecek / duymayacaktır. Noise Gate’in dezavantajı ise; dinamik bir çalıma sahipseniz, görece sessiz çalmak istediğiniz notaları da kesme riskidir.

Elektrik Kaynaklı Gürültü

Bu ikinci tarz dip gürültüsü, gitarınızın manyetiği ile doğrudan ilişkili değildir. Daha ziyade, mekandaki elektrik altyapısı ve topraklama ile ilgilidir.

Türkiye’deki prizlerde iki soket bulunur. Bunlardan biri elektrik, diğeri topraktır.

İdeal durumda; elektrik sistemine bağlı tüm cihazların elektrik / toprak polaritesi aynı olmalıdır. Ancak; pozitif ve negatif polariteye sahip cihazları aynı altyapıya bağladığınızda; elektrik ve toprak savaşmaya başlar. Bu savaş, hoparlörlere dip gürültüsü olarak yansıyacaktır.

Bu problemi elimine etmenin yolu, cihazları sırayla fişten çekerek problemi neyin yarattığını anlamaktan geçer. Problemli cihaz vazgeçilebilir bir cihaz ise, konser sırasında fişe takmayarak veya (varsa) alternatif bir tesisata takarak problemi çözebilirsiniz.

Bazı DI Box / amfilerde “Ground Switch” diye bir düğme bulunur. Bu düğme, cihazın polaritesini ters çevirmektedir. Tesisattaki cihazların Ground Switch’ine basarak polaritelerini çevirmeyi deneyebilirsiniz. Pek çok örnekte, dip gürültüsünü bu şekilde hallettim.

Dismissed From TM Center

I would like to share an incident I have experienced in the TM center of Istanbul / Turkey.

Although I am not a TM practitioner, I practice mindfulness meditation (20 years), yoga (5 years) and am one of the founders of Shamoon. Being familiar with meditative practices, my attention was drawn to TM by a practitioner friend of mine.

Going one step further; she invited me to TM center Istanbul to join a meditation session + conference. My intention was to join the practice doing my own mindfulness meditation and listen to the speech to get familiar with TM.

However, the outcome was quite different. A lady, who is the leader of the center and who knows my friend quite well, dismissed me out of the class because “I was no TM practitioner”. She said that I can watch an introduction video somewhere else, but I can’t join their session.

From my point of view, this is a very rude behavior. I visited countless mosques, churches, yoga centers, meditation centers and other similar places. No matter where I went, people were always very warm and welcoming to visitors, and I was always allowed to silently participate their practices. This is how my understanding of spiritual growth is: Welcoming and open.

But the approach in the TM center was quite different – I was dismissed out, despite the fact that my friend is a regular practitioner and I told about my background very politely.

Nevertheless; me & my friend left the class, partially shocked. Her relatives, who are also TM practitioners, learned about the incident and said that they are disappointed & doubt if the TM practices they learned were genuine.

I’ve sent an e-mail to the TM headquarters in India to prevent any misdirected prejudices. How should I evaluate the exposed behavior? Is this a personal mistake of a single teacher? Or would I be dismissed like this in any TM central – and why is that necessary? Am I dismissed because I didn’t pay yet, or is there another reason? However, I didn’t get any reply.

End of story.

ABAP’ın 10 Sene Sonrası

(…) Türkiye de şu an ABAP bilen uzman kişiler aranıyor ve ben bu alana tamamen yolumu çevirirsem bundan 10 sene sonrası içinde yanlış bir tercih mi yapıyor olurum? (…) Benim ulaşmayı istediğim noktada sizce ABAP uygun bir yerde mi ? ABAP için modül geliştirebilmek şu an için ne kadar aranan bir pozisyon olsa da, (…) bir 5 sene sonra belkide rutinini koruyacak ve bana ihtiyaç kalmayacak bile. Şu an Amerika da BIGDATA’nın zirve yaptığı bir dönem 10 sene sonra belki de ABAP duymayacağız Spark, Hadoop duyacağız. ABAP bunun esnekliğini bana sağlayabilecek mi Kerem bey? Sektörün içerisinde ve ileriyi görebilecek tecrübeye sahip biri olduğunuzu göz önüne katarak bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir ?

SAP artık sadece ERP çözümleri sunan bir firma olmanın çok ötesinde bir noktada duruyor. Cloud, Big Data, AI, Machine Learning, IoT gibi konularda da ya kendi geliştirdiği, ya da firma satın alarak devşirdiği çözümler sunuyor.

ABAP, SAP’nin ERP çözümlerinde ERP sunucusu üzerindeki geliştirmeleri yapmak için hala geçerli bir dil. SAP, R/3’e 2025 yılına kadar destek vereceğini açıkladı, 2025 yılı itibariyle ise müşterilerinin (yeni nesip ERP sistemi olan) S/4 Hana’ya geçiş yapmış olmasını talep ediyor.

Ancak; altyapısında klasi bir veritabanı yerine Hana altyapısı kullanması gibi bazı değişikliklere rağmen, S/4 Hana’nın da sunucu tarafı geliştirmeleri için hala ABAP kullanılıyor. Yani; SAP’nin ERP programlama dili olarak ABAP geçerliliğini daha uzun bir süre koruyacak gibi gözüküyor.

Eğer ERP programcısı olmayı düşünüyorsan, ABAP yatırımının boşa gitmeyeceğini düşünüyorum. Ancak; ABAP’ın üzerine Fiori gibi yeni nesil uygulamaları da eklemeyi planlamalısın. Zira SAP’yi dış dünyaya entegre etmenin modern yolu artık OData ve Fiori destekli Web / mobil uygulama ve servis geliştirmekten geçiyor. Bunun yanı sıra; SAP’nin ERP ailesindeki ürünler artık Cloud olarak da sunuluyor. Dolayısıyla Web ortamında geliştirme yapamayan bir programcının uzun vadede zorluk çekeceğini öngörüyorum.

Senin burada vermen gereken temel karar, ERP programcısı olmak veya olmamak üzerine olmalı. ERP yolunu seçeceksen; bu sektördeki en büyük isim olan SAP’yi takip etmen ve onun ERP geliştirme dili olan ABAP’ı (ve Fiori, Hana gibi modern araçlarını) öğrenmende bir kayıp öngörmüyorum.

Ancak; ERP’yi bir kenara bırakarak (mesela) Big Data üzerine yoğunlaşacaksan, Big Data konusundaki en iyi kariyer yolunun ne olduğuna bakıp ona göre ayrı bir karar vermen gerekir. Bu konudaki en iyi kariyer SAP çözümlerinde uzmanlaşmaktan mı geçiyor, onu ayrıca araştır.

Yok, AI ve Machine Learning ilgini çekiyorsa, yine o konulara ait geleceği olan bir kariyer yolu çizmelisin. SAP çözümleri bu sektörün neresinde duruyor iyi araştır. ERP’de lider diye AI konusunda senin en iyi kariyer seçeneğin SAP olmak zorunda değil.

How I Lost 16 KG

Let me start by telling you that I’m no nutrition expert. Before going on a diet, I strongly advise you to agree with your doctor and visit a competent nutritionist. If you continue reading this post, it means that you are taking full responsibility of anything that could happen to you in case you follow the methods mentioned.

OK, that was the boring part. Now, the fun part begins. Yes, I have lost 16KG (35 pounds) in a year. I would like to share how.

First of all, some math. 1 KG of fat approximately contains 7.500 calories. If you want to burn 1 KG off your body, you need to burn 7.500 calories. To lose 16 KG, I had to burn 120.000 calories without ignoring my nutrition needs.

This is a lot. Considering how efficient the human body is designed, it is much more than one can reasonably burn with sport. My short cardio practice would burn around 250 calories, so it was obvious that I needed to lower my input as well.

Therefore, I got to know my body. Considering my job, life style, gender, age, weight, etc; a test told me that I need 1.800 calories per day. If I eat 2.000 calories, the excess 200 calories will probably turn into fat (weight gain). If I eat 1.500 calories, 300 calories will be burned off my fat (weight loss).

However, I was also informed about my critical lower limit; which was 1.200 calories per day. If I go below that limit, my body would do unpredictable things (like turning *everything* into fat) or my overall health could be damaged.

Every person would have different calorie values, those were mine.

So the idea was to eat about 1.200 calories per day, and never exceed 1.800 calories (except some rare cheat days). In case I did sports one day and burned 250 calories, I allowed myself to eat +250 calories too – so that I don’t fall under the critical limit of 1.200.

Following that calculation means that I would burn 600 calories daily. Considering that 1 KG of fat is worth 7.500 calories, I would lose about 2 KG per month.

And this is exactly what I did. I basically modified my shopping and eating habits and started counting calories. Following the idea that whatever enters the kitchen eventually enters your stomach, I stopped buying junk food & snacks completely. It took some discipline and planning too: I had to think about not starving on lunch & dinner when I was having my breakfast. You get the idea.

It was also important to make a distinction between an empty stomach and hunger. They are not the same thing. Your stomach may not be as full as you are used to be, but if you got all the nutrition you need (not *desire*), you are good. Getting used to an empty stomach is part of the game.

I also used a helpful app called My Fitness Pal, which counts your calorie input & outputs and tells you how much more you can eat that day. It also shows you that a chocolate bar equals 3 plates of boiled vegetables, so you start to prefer eating more and feeling relatively full over eating junk and feeling hungry.

Well, it worked like a charm. I had cheat days, unfavourable weeks and whatnot; but at the end of the year, I burned 16 KGs. Losing weight over time also gives the body the necessary time to adjust.

I don’t know if this suits you or not, but that’s what I did.

Stay healthy!

Çalışırken Doktora Yapmak

Bana sık sorulan sorulardan biri, çalışırken doktora yapmakla ilgili. Evet, iş hayatım devam ederken doktoramı da tamamladım. Dondurduğum dönemlerle birlikte yaklaşık 7 sene sürdü ve Dr. sıfatımı aldım. Peki, bu nasıl bir süreç? Başkalarına tavsiye eder miyim?

Öncelikle kısa cevap: Etmem. Eğer akademik kariyer düşünüyorsanız başka; ancak özel sektörde çalışmaya devam edecekseniz, normal bir iş temposunda çalışarak bir yandan doktora yapmak çok büyük bir yük. Maddiyatı bir kenara, manevi anlamda çok maliyeti var.

Bölümden bölüme farklılık göstermekle birlikte, kendi doktora alanım olan sosyal bilimlerde doktora genelde birkaç aşamadan oluşur.

İlk aşamada; hazırlık derslerinizi alıyorsunuz. Bu sırada Master yapanlarla ortak derslere de giriyor olabilirsiniz. Bu aşamada “Master yapmaktan farkı yokmuş” duygusuna kapılmanız olası.

İkinci aşamada; alan derslerinizi alıyorsunuz. Burada doktora kendini hissettirmeye başlıyor. Sınıfınız muhtemelen 3-4 kişiden ibaret olacak, ve dersleri hoca değil siz anlatacaksınız. 2,5 saatlik ders süresince; size düşen konuyu sayısız makaleden ve kitaptan araştırarak, belli bir akademik seviyede anlatmanız beklenecek.

Burada hocadan moderatörlük dışında pek bir şey beklemeyin. Eksik kaldığınız noktaları hoca tamamlayabilir, makaleler önerebilir, tezinizi ne üzerine yazacağınızı sorarak ona göre yönlendirme yapabilir. Ancak, işçiliği yapacak olan sizsiniz. Üniversite hayatınızda işleri son dakikada halletmeye alıştıysanız doktorayı unutun. Günlük sıkı bir çalışma planı ile, her akşamınızı ve hafta sonlarınızı bu araştırmalara ayırmaya hazır olun.

Hele (benim gibi) sıkışır da aynı dönem 3 ders almak zorunda kalırsanız vay halinize. Sınıflar zaten 3 kişi, yani her hafta 2,5 saati dolduracak akademik içerik hazırlamak zorundasınız. Bir yandan çalışıyorsunuz. Bir yandan da aileniz, arkadaşlarınız, başka işleriniz var. Benim, çaldığım müzik gruplarını bırakmak zorunda kaldığım ve insan ilişkilerimin yara aldığı / zayıfladığı dönem bu dönem olmuştu.

Zaman yönetimi, disiplin ve dirayet konularında çok iyi olmanız gerekiyor. Plansız biriyseniz zaten bu işe hiç girişmeyin. Planlar yapabiliyor ama sonra dizi izlemek, WhatsApp, vs gibi sebeplerle o planlara uyamıyorsanız da bu işe hiç girişmeyin. Bu konuda eksikleriniz varsa, manevi ve psikolojik çalışmalar yaparak irade ve dirayetinizi geliştirmenizi önerebilirim.

Derslerinizi bitirdiğiniz 3. aşamada ise yeterlilik sınavı var. Bu sınavın kapsamı için “Everything under the sun” denebilir.

Yeterlilik sınavımın ilk aşaması, 3-4 saatlik yazılı sınav idi. Toplamda 3-4 soru soruldu ve 25-30 sayfa yazmak zorunda kaldım. Bilgisayar klavyesinin kalem tutan kasları ne kadar tembelleştirdiğini, çıktığımda kolumu hissetmeyerek anlamıştım.

Akabinde, yazılı sınavı geçenler sözlü sınava tabi tutuluyor. Karşınıza 5-10 akademisyen gelecek ve size her telden soru soracaklar. Kendi konunuzla ilgili literatüre tam hakimiyet zaten bekleniyor olacak. Bunun yanı sıra; sorulara doğru cevaplar vermeniz de yeterli olmayacak – konular arasında bağlantılar kurarak, alternatif 2-3 model kurgulayarak bağlantılara da hakim olduğunuzu göstermeniz beklenecek.

Yeterlilik sınavına çalışabilmek için işten ayrılan, uzun vadeli izinler alan, vs kişiler biliyorum. Ben bunun yerine, tüm literatürü kendim anlayacağım 80-100 sayfalık bir özete indirgedim; iyi bir zaman planıyla her gün o notları çalıştım.

Bitti mi? Hayır. Sırada tez var. 100-200 sayfalık dört dörtlük bir akademik araştırmadan bahsediyoruz. O konu hakkındaki tüm literatürü, kitapları, tezleri, vs okuyacak, kendi modelinizi ortaya koyacaksınız. O modeli ölçebileceğiniz araçları tespit etmeyi, anket doldurmak için insanlara yalvarmayı, sonuçları Regression veya Structured Equation gibi bir araçla doğru ölçebilmek için bir de istatistik uzmanı olmayı (veya tanımayı) içeren bir süreç.

Tez konusu seçerken, hayatınızın en iyi eserini ortaya koyacağınız iddialı bir konu yerine; akademik bir araştırmayı hakkıyla yapabileceğinizi kolaylıkla sergileyebileceğiniz, kolay ölçülebilen, başı sonu belli bir konu seçmenizi öneririm. Yurtdışında yapılan bir araştırmanın Türkiye’ye uyarlaması bile olabilir. O rüyanızdaki araştırmayı Dr. sıfatını aldıktan sonra yaparsınız; diplomanızı riskli bir konuya endekslemeyin.

Ve savunma var tabii ki. Tez savunmaları, hocalar arasındaki politik çekişmelere de sahne olabiliyor malesef. Düşük rütbeli bir tez danışmanınız varsa, bölüm başkanı veya bir profesör “Olmamış” dediğinde itiraz edemeyebilir. Tez hocanızın okulda yüksek rütbeli, saygı duyulan dişli biri olmasını öneririm. Tez sırasında sizi zorlar ama tez savunması sırasında kimse ona karşı çıkmak istemeyeceği için sınavı görece rahat geçersiniz.

Tez de bittikten sonra, yolculuk sona ermiş oluyor.

Çalışırken doktora yapılabilir mi? Evet, canlı örneği benim. Zor mu? Evet, çok yüksek disiplin, yüksek stamina, iyi zaman yönetimi ve pek çok şeyden feragat edecek irade gerektiriyor. Birlikte başladığımız arkadaşlarımdan pek azı benimle birlikte mezun oldu.

Peki değer mi?

Bu biraz kişisel bir soru. Doktoranın temel getirileri; konunuza hakimiyet, otorite sayılacak prestijli bir sıfat ve konulara bilimsel / akademik bakış açısından yaklaşabilmek olacaktır. Erkek okurlarımız için doktora sırasında askerlik görevinden muaf olmayı da zikretmeden geçemeyiz. Çalışırken doktora yapmanın götürüleri ise; yorgunluğun yanı sıra büyük ölçüde iş + doktoradan ibaret birkaç seneyi göze almanızın gerekliliği.

Eğer bu denklem sizin için pozitif çıkıyorsa ve yukarıda anlattığım sürecin altından kalkabileceğinizi gözünüz kesiyorsa, sizi kayıt masasına alalım. Aksi takdirde, alternatif yollar arayabilirsiniz.

Alternatif yollardan ilki, sevdiğiniz konuda ikinci bir Master yapmak olabilir. Bir diğeri, yine sevdiğiniz konuda bir sertifika programına katılmak olabilir. Türkiye’deki klasik programların yanı sıra, yurtdışında uzaktan eğitim programları da var ve gayet geçerli sertifikalar veriyorlar. Maksat bilginizi arttırıp belgelemekse, prestijli bir kurumdan alınmış bir sertifika da güzel olabilir.

Son olarak; bazı üniversiteler ders başı ücret ödeyerek derslere konuk öğrenci olarak katılmanıza imkan tanıyor. Sevdiğiniz hocaların ilginizi çeken derslerine bu yolla katılarak, o konudaki bilginizi arttırabilirsiniz.

Her kararda olduğu gibi, bu kararınızda da mantığınızı, duygularınızı ve sezgilerinizi bir arada kullanmanızı öneririm.

Batman Syndrome of Freelancers

At some point, many freelance consultants consider hiring a junior consultant. The idea is to train him/her, and send him/her to low priority clients. The assumption is; low priority clients would accept the junior (as Robin) just because the freelancer has a brand name (as Batman).

However, this assumption often fails.

Have you seen anyone calling Robin without Batman? No. Exceptions aside; people call Batman, and they could accept Robin as a sidekick only if Batman is present as well.

Batman may consider a client as “low priority”, but the client considers its own business as “high priority”. Therefore; if they call Batman, they want Batman. They often won’t accept an unaccompanied Robin. It is really hard to convince clients to accept Robin as a regular consultant just because Batman has a name.

This has a psychological aspect as well: They will continuously compare Robin to Batman, and assume Robin to be a character lesser than he/she really is.

Solution?

My initial suggestion is to make a schedule where Batman & Robin can go to projects mostly together. If both of them are present at the client site 3 days/week, the client might be willing to accept an unaccompanied Robin at the 4th day; assuming that Robin’s activities are transparent, rate is agreeable and he/she will add reasonable value to the project.

If you can find a position where one of your clients need a junior consultant, this would be a rare opportunity to market Robin! If the trust of the client is obtained, promising that Batman would jump in on critical occasions would increase the chance of a deal.

In any case, I would suggest premeditating on possible positions for Robin before taking any costly action.

Some big consultancy companies have the tendency to showcase “Batman”s during the sales process and send “Robin”s to the actual project.

This is a different case though. They are selling projects over the brand and image of a company, not a person. The client can request a change of certain consultants any time, and they can force the consultancy company to call-in “Batman”s in case a significant risk surfaces. Therefore, clients are relatively comfortable accepting mid-level team members of a big company.

Another important aspect is; decision makers feel more comfortable when they select a big brand for their SAP project (despite the mediocre CV’s). If the project fails, the manager can save his/her rear end by telling that they made the best decision they could by picking the biggest name on the market. Picking a boutique set of freelancers means that some manager takes full responsibility. Smart managers make a mixture of a big company + Batman-level freelancers though.

In any case; big players can market Robins due to such factors. It doesn’t mean that a singular Batman can pull off the same thing. It is possible, but not as easy & common.

SAP GUI For Java Connection Strings

A question I get often is about the way I connect to SAP ECC from my Mac.

Obviously, many users prefer to install Windows to their Macbooks and run SAP GUI For Windows over it.

However; SAP has an alternative less known GUI for Linux / Mac systems: SAP GUI For Java. You can download it from http://service.sap.com for free using an S-user, install it to your Mac like a regular application and connect to any SAP ECC system. No need to install Windows at all.

The way you define a new SAP Connection in SAP GUI For Java differs slightly from SAP GUI For Windows. Let’s assume that you have the following connection information:

  • Address: 10.1.3.40
  • System No: 02

In SAP GUI For Java, you need to get to the “Advanced” tab, click “Expert mode” and enter the following connection string:

conn=/H/10.1.3.40/S/3202

Obviously, the address goes between /H/ and /S/ and the system number goes to the end of the string. If your system ID is 00, you need to enter 3200. If your system ID is 07, you need to enter 3207. In our case, your system ID is 02 so you need to enter 3202.

That’s all there is! Using this connection string, you should be good to go.

Your connection string can contain additional parameters; such as your user name, client number, etc. Here are some sample connection strings:

conn=/H/sapsrv/S/3204&jenc=MacTurkish&jloc=tr&cpg=1607&clnt=100&user=kerem

Here are some sample connection strings going over routers (IP’s changed for security reasons):

conn=/H/88.249.244.45/H/10.0.0.5/S/3200

conn=/H/78.186.178.12/W/golive2013/H/192.168.2.10/S/3200
The only disadvantage of SAP GUI For Java is for ABAP programmers: Smartform designer, Workflow tools and graphical screen designer tools are Windows-only and won’t run under SAP GUI For Java. Personally, I have a casual Windows installation with SAP GUI for Windows living under VMWare Fusion. Whenever I need to use one of those tools (maybe once a month); I run Windows inside the virtual machine without leaving Mac OS, get my job done, shut down Windows and continue working on the Mac with SAP GUI For Java.