Kumsaldaki İzler

Zamanı bile kaybettim adımlarım birbirini izlerken sürekli ve sürekli ve sürekli ve sürekli… Sürekli ve sürekli üzerinde yürüdüğüm kumlar bir çöle mi ait, yoksa denizden hızla uzaklaştığım bir kumsala mı?

Sürekli ve sürekli takip ettiğim bu belirsiz izler kime ait?

Dönüp duruyorum belki de sürekli bir eksen etrafında, ve başladığım yere döndüğümde bulduğum belirsiz izler kendi bıraktığım izler aslında… Veya spiral bir eksen üzerindeyim, ve kendi bıraktığım izler diğer izlerin belirsizliğine karışıyor sürekli…

Belki de fark etmiyordur? Kumların arasına kendimi bulmak için geri döndüysem eğer, kendi ayak izlerimi takip etmem akla çok uzak olmasa gerek?

Peki ya hep olduğum yerde buluyorsam kendimi? Yıllardır aynı eksenler içinde dönüp dolaşıp duruyorsam? Her durduğumda durmaktan korkup yeniden yürümeye başlıyor, ve rastladığım yeni belirsiz izleri üzerlerinde fazla durmadan takip ediyorsam?

Belki de öyle değildir… Belki de hiçbir iz bana ait değildir ve güneşe doğru yürümeye devam ediyorumdur?

Evet belki de… Hayır belki de değil… Belirsiz… İzler gibi… İzler biraz daha derin olsa, peşinde olduğum şeye yaklaşmış olduğumu görsem?

Bazen… Bazen fazla hızlı gittiğimi düşünüyorum… Aradığım şeyi güneşe baktığım bir anda dikkatsizce ardımda bırakarak yürümeye devam ettiğimi… Sabırsızım belki de bir an önce ulaşmak için… İtip kakıyorum kendimi belki de… Arada sırada bu yüzden düşüyorum belki de; ardımda bıraktığım ben sabırsız beni itip kaktığı için?

Ben bir “kişi” değil miyim? Evet…

Ben “bir” kişi değil miyim? Evet…

“Ben” bir kişi değil miyim? Evet…

Ben bir … değil miyim? İşte yine oluyor… Yeni bir iz… Silinmiş… Belirsiz… Peşinden gitmeli miyim? Ben ne değil miyim? “Evet…” Belki de acele ediyorum evet ve hayırlar konusunda…

Belki de olduğumdan daha aceleci olmam lazım, izlere henüz rüzgar onları belirsizleştirmeden yetişebilmek için… Ve izlerin sorumlusu olan ayaklara dokunabilmek…

Dokunabilmek… Yorulduğum zamanlarda oturup ayaklarımı ovuşturmam bu yüzden mi huzur veriyor bana yoksa? Ve aceleyle ayaklarımı kuma yeniden gömmek ve adım ve adım ve adımlar bu yüzden mi daha yorucu her seferinde?

Artık bulmak istiyorum… Artık hissetmek istiyorum…

Birşeyler değişmeli… Ama ne? Kim bilir? İzlerin sahibi biliyordur belki? Evet belki biliyordur… Ama ya bilmiyorsa? Ya karşılaştığımızda bana küçük bir ayna verip göz kırptıktan sonra ortadan kaybolursa göğe doğru? Gökyüzünde ayak izleri yoktur ki kanatlarım olsa bile… Kanatlarım var mı?

Hislerim… Neyi takip etmeliyim, hislerimi mi? Yoksa kamp mı kurmalıyım rastladığım ilk serabın yanında? Eğer bir serapsa kamp kurmamın da bir anlamı kalmaz değil mi?

Ya geçmişin serapları? Ne kadar da ısrarcıydılar gerçek oldukları konusunda? Ve kurduğum kamplar bile havaya karıştı onlarla birlikte… Ya ayak izlerinin ta kendileri de birer serapsa; sıcak ve kumların gözlerimde oynadığı bir saklambaçtan ibaretse?

Ayak izlerine dokunabiliyorum… Peki ayak izi nedir? İz kumun üzerinde midir değil midir? Her bildiğim şey bir diğer bildiğimi çürütürken neyin ne olduğundan ve olmadığından nasıl emin olabilirim? Belki de kafamın içinde dönüp duran herşeyin birbirini çürütmesine izin vermeli ve geriye kalanlarla izlere bir kez daha bakmalı…

Güneş ve ayın dansına eşlik ediyor ayaklarım… Şimdi o… Şimdi diğeri… Şimdi tekrar o… Ve şimdi diğeri… Eşit aralıklarla değil… Ama sırayla, sırayı bozmadan… Sıranın kimde olduğu da başlı başına bir belirsizlik değil mi zaten? Çözülmesinin birçok şeyi çözeceği bir belirsizlik…

Peki çözümün doğruluğunu kim söyleyecek bana, kumların arasında? İzlerin sahibi mi? Evet, izlerin sahibine soracak birçok sorum olacak onu bulduğumda… Bütün cevaplar onda çünkü…

Ben… Rüzgar hiddetlendiğinde izleri suratıma çarpıyor bazen… Gözlerime kaçıyorlar, yaşlar akıyor… Rüzgar yaşlara aldırmaz ki… Rüzgar bana bile aldırmaz… İzleri barındıran kumları kendi çevrelerinde döndürür ve döndürür ve döndürür sadece… Ve gider… Gittiğinde geriye izlerin izi bile kalmamıştır… Tekrar yürümek… Ve bir süre rastlamamak hiçbir ize… Ve birkaç süre sonra tanıdık izlere yeniden rastlamak…

İzleri “kendim kadar” tanıdığıma yemin edebilirim…

Kendim kadar…

?

İzleri kendim kadar tanıyorsam eğer…

Kendimi tanıyor muyum? Evet…

Kendimi ne kadar tanıyorum? İzleri tanıdığım kadar…

Bu kafa karıştırıcı… Evet…

Evet mi?

Evet…

Sen?

Evet…

Sen???

Evet…

Sen… Cevap veren… Sen?

Evet…

Gerçekten burada mısın?

Evet gerçekten buradasın, buna neden bu kadar şaşırıyorsun ki?

Sana senin gerçekten burada olup olmadığını sordum benim değil…

Biliyorum… Sen de sana, benim gerçekten burada olduğunu söyledim…

Bu kafa karıştırıcı…

Evet kafam karıştı…

İzlerin sahibi sen misin?

Evet, izlerin sahibi benim…

İzlerin sahibi ben değil miyim yani?

Hayır, izlerin sahibi ben değilim…

Az önce izlerin sahibinin sen olduğunu söyledin?

Az önce izlerin sahibinin sen olduğunu söyledin.

Uyandır beni! Lütfen uyandır beni!

Seni ancak ben uyandırabilirsin…

Uyandır… Lütfen…

Uyan…

Uyanıyorum…

Uyanıyorsun…

Uyanıyorsun…

Uyanıyorum…

Uyanıyorum…

Bu ayna? Ayna? Ayna… Ayna sana göz kırpıyorum sadece… Evet elbette… Evet… İzlerin sahibi benim… İzler benim izlerim… Aradığım şey… Aradığım şey diye bir şey yok, aradığım içim… İzler…

Peki şimdi ne yapacağım? Bilmiyorum… Ama, kimin bıraktığından bile emin olmadığım izlerin peşinde gece- gündüzcülük oynamayacağımı biliyorum en azından… Ve en azından aynayı “sır”dan arındırıp bir cama dönüştürmeyi deneyebilirim, “olduğu gibi”liği izleyebilmek için…

Evet… Bu iyi bir başlangıç olabilir…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s