Synlia’nın Gözyaşları

Ve yeşil yandı…

Arabaların durmuş olduğundan emin olmak için başını bir kez daha sağa çeviren Maccan, yola doğru attı adımını… Ve bir diğeri onu izledi… Ve bir diğeri daha… Evine gidiyordu Maccan… Yalnızlığını tek başına yaşayabildiği tek yer olan odasına bir an önce varmak istiyordu… Sahte insanlardan sıkılmıştı; sahte ilişkilerse herhangi bir bulutun serin birkaç damlası gibiydi… Ferahlatıcı, ama geçici…

İzlendiğini hisseden Maccan huzursuzca sağa sola bakındı; ama onun bakınmasına aldırış bile etmeden bir yerlere hızlı hızlı yürüyen birkaç insandan başka kimse yoktu…

Oysa yukarı baksaydı, asla göremeyeceği melek Synlia’ya yönlendirmiş olacaktı gözlerini…

İnanılmaz güzellikte bir melekti Synlia… Sadece Maccan, ve sadece Maccan’ın ruh eşi olan Carro için yaratılmıştı… Maccan ve onun zıt yansımasının kusursuzluğu olan Carro, kozmik bir gülümseme sonucu aynı zamanda ve aynı yerde yaratılmışlardı… Dünyada, aynı dakikalar içerisinde yürüyorlardı… Kim olduklarını, birbirlerinin varolduklarını bile bilmeden birbirlerini özlüyorlardu ruh eşini özleyen her insan gibi… Ve onlar için bir şans vardı…

Ne var ki dünya, bir melek için bile fazlasıyla karışık bir yerdir… Synlia, başarısızlığın eşiğinde hissediyordu kendini… Yıllarca çabalamıştı Maccan ve Carro’yu karşılaştırmak için… Tesadüflerden oluşan dağlar yaratmıştı… Ama… Maccan, her seferinde bir önceki otobüse binmişti… Carro, her seferinde diğer filme gitmeye karar vermişti… Maccan, her seferinde bardan birkaç dakika erken çıkmıştı… Carro, her seferinde tren yerine uçağa binmek istemişti…

Ve Synlia’nın son şansıydı o akşam, zamanı dolmadan önce… Synlia’nın istediği kadar yoğun bir karşılaşma olmayacaktı… Aynı cadde üzerinde bir kez birbirlerine bakmalarını sağlayabilmeyi umuyordu Synlia… Şansı azdı, ama son şansı olduğu için denemeye değerdi…

Maccan, izlendiği hissini içinden atamıyordu bir türlü… Yağmur atıştırmaya başlamıştı; bunu kendi kendine bahane ederek adımlarını biraz daha hızlandırdı… Yine de gitmiyordu o gözler üzerinden, her neredeyseler…

Synlia gözlerini caddenin diğer ucuna doğru dikti ve Carro’yu yakaladı bakışlarıyla…
Üzerinde uzun bir pardesü vardı Carro’nun; ve havayla alay edercesine güneş gözlükleri vardı gözlerinde… Başını hafifçe öne eğmiş, dudaklarını hafifçe ileri uzatmış, yürüyordu… İzlendiğini hissetti Carro, ve huzursuz oldu… Etrafa hiç bakmadan hızlandırdı adımlarını…

Synlia, varoluş amacını gerçekleştirmek için sadece birkaç dakikası kaldığını hissetti… Gözlerini kapattı, ve ışığını parlattı Marcus ve Carro’nun üzerinde…

Maccan’ın adımları yavaşladı…

Carro’nun adımları yavaşladı…

Maccan’ın önünde yürüyen adam, birden gazete almak iztediğini hatırlayarak sağdaki büfenin önünde duruverdi… Maccan, yürümeye devam etti…

Carro’nun önünde yürüyen 3 kişilik aile, çocuklarının ısrarına dayanamayarak sinemaya gitmeye karar verdi ve ilk binanın içine girerek gözden kayboldu… Carro, yürümeye devam etti…

Maccan ile Carro, karşılaşmadan sadece birkaç adım uzaktaydılar…

Maccan birkaç adım daha attı…

Carro birkaç adım daha attı…

Synlia, kanatlarını gökyüzüne doğru cömertçe yayarak bir ışık kütlesini Maccan ve Carro üzerine doğru yansıttı…

Maccan başını kaldırıp Carro’ya baktı…

Carro başını kaldırıp Maccan’a baktı…

Ve o anda, dev bir flaş patladı semalarda…

Zaman adeta durdu… Bütün dünyanın renkleri usulca solarak siyah beyaza dönüştü… Trafik yavaşladı, insanların adımları ağırlaştı… Nefesler durdu… Sesler kesildi… Sadece iki insanın kalplerinin aynı anda ve aynı dinginlikte atmaları duyuluyordu…

Maccan ilgiyle Carro’nun gözlerine bakıyordu… Bu gözler… Tanıdık birşey vardı… Çok tanıdık, ve çok özlediği birşeyler vardı o gözlerin arkasında… Hakkında hiçbirşey bilmediği bir insan hakkında bu kadar çok şey nasıl hissedebilirdi? Durdurabilir miydi herşeyi, bir kenara bırakabilir miydi hayatın bütün bilindiklerini? Ve bir yabancı alabilir miydi bir kenara bıraktığı herşeyin yerini?

Carro ilgiyle Maccan’ın gözlerine bakıyordu… Bu gözler… Tanıdık birşey vardı… Çok tanıdık, ve çok özlediği birşeyler vardı o gözlerin arkasında… Hakkında hiçbirşey bilmediği bir insan hakkında bu kadar çok şey nasıl hissedebilirdi? Durdurabilir miydi herşeyi, bir kenara bırakabilir miydi hayatın bütün bilindiklerini? Ve bir yabancı alabilir miydi bir kenara bıraktığı herşeyin yerini?

Maccan durmak istedi, ama zaten yürüyor gibi değildi… Birşeyler söylemek istedi, ama zaten susuyor gibi değildi… Ona dokunmak istedi, ama zaten her an ona sarılıyormuş gibi hissediyordu sadece bakışların ardındayken bile…

Carro durmak istedi, ama zaten yürüyor gibi değildi… Birşeyler söylemek istedi, ama zaten susuyor gibi değildi… Ona dokunmak istedi, ama zaten her an ona sarılıyormuş gibi hissediyordu sadece bakışların ardındayken bile…

Zaman durdu…

Maccan ve Carro ayrı değillerdi zamansızlığın ortasında… Ayrı bedenlerdeydi sadece ruhları… Sıcak birşeyler vardı, huzurlu birşeyler… Tek bir hayata sıkıştırılmış asırlık özlemler sona erebilir miydi bu şekilde? Maccan eve gitmek istemiyordu artık, zaten evine dönmüş gibi hissediyordu o kısacık anda… Carro ise…

Geçen bir taksinin kornası, sessizliği yırtıp paramparça etti…

Maccan irkilerek hızla diğer tarafa çevirdi başını, ve adımları biraz daha hızlandı…

Carro, hafifle sıçradı, ve adımları biraz daha hızlandı…

Maccan hızla uzaklaşırken, caddeye vardı Carro… Arabaların durmuş olduğundan emin olmak için başını bir kez daha sola çeviren Carro, yola doğru attı adımını… Ve bir diğeri onu izledi… Ve bir diğeri daha… Evine gidiyordu Carro… Yalnızlığını tek başına yaşayabildiği tek yer olan odasına bir an önce varmak istiyordu… Sahte insanlardan sıkılmıştı; sahte ilişkilerse herhangi bir bulutun serin birkaç damlası gibiydi… Ferahlatıcı, ama geçici…

Synlia’nın gözünden bir damla yaş süzüldü…

Ve kırmızı yandı…

Kırmızı yandığı anda kaldırıma düşen bir yıldırım, hem Maccan’ı hem de Carro’yu sıçrattı oldukları yerde… İkisi de olanları göremedi sırtları birbirine dönük olduğu için…

Olanları hiçkimse göremedi…

Küçük bir çocuk dışında…

Çocuk evine döndüğünde annesine kaldırımın ortasına bir yıldırım düştüğünü, yıldırımın düştüğü yerde bir melek şeklini alarak paramparça olduğunu ve etrafa saçıldığını anlatacaktı…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s