Sonsuzluğun Rehberleri

– hayata uyumlu olmak lazım…

– ben uyumlu biriyim zaten. hayatı da pek ciddiye almıyorum. denge bir biçimde kuruluyor.

– denge zaten vardır… onu bozmadan devam etmek önemli olan…

– o zaman dengesizlik dediğimizde dengenin aşırı bozulmuş halini mi kastediyoruz yani?

– aslında bakış açımızın yüksekliğini kaybettiği zamanları kastediyoruz…

– hmmm, ilginç. peki bilinçli dengesizlikleri nasıl açıklayacaksın? bazı insanların savunma mekanizmasıdır bu.

– inan bana, eğer yeterince yukarıdan bakabilseydik, onların o anda dengesizlik gibi gözüken davranışlarının daha büyük bir dengeye hizmet ettiğini görebilirdik…

– evet buna katılıyorum ama yeterince yüksekten bakabilmek için önce kendimize yüksekliker seçmek ve zamanla bunu geliştirmek gerek.

– bu doğru… zaten herhangi bir insan için o kadar yüksekten bakmak mümkün olur mu bilemem… ancak bakılması gerektiğini idrak etmek mümkün olur… bu neye benziyor biliyor musun… sonsuzu kafanda canlandıramazsın… ama sonsuzun yanında, kafanda canlandırabileceğin en büyük sayının dahi en küçük sayı kadar anlamsız olacağını idrak edebilirsin…

– işte mesele de o canlandıracağın sayıda zaten… sürekli aşmaya çalışarak, kendince yüksek, büyük ya da ulvi bişiler yapabilirsin. yine de bu evrendeki diğer değerler içinde ufacık kalacaktır. bunu bilmek ama bu bilgiden yılmadan çabalamak gerektiğine inanıyorum ben.

– aynı fikirdeyim… ama çok önemli bir nokta var burada: sayılarını büyüterek sonsuza ulaşamazsın… sonsuza ulaşmak için sıçrama yapmak gerekir… şöyle düşün… bir kağıdın üzerindeki bir daire olarak canlandır kendini… daireyi ne kadar büyütürsen büyüt sonsuza ulaşamazsın… oysa sıçrama yapıp kağıdı aşarsan ve bir küre olabilirsen, kendi bünyende sonsuz daire yaratmış ve kağıttaki sonsuz daireyi aşmış olursun… net bir örnek olamadı ama bu konuda net örneklere yer yok zaten…

– yok yok ben seni anladım. dediğin çok mantıklı. sonsuzluğa ve bizim içinde minicik olduğumuza inanmakla başlıyor herşey ve senin de dediğin gibi ancak sıçramalarla gelişebiliyoruz. kendini aşmak ve kendi değerini artırmakla ilgili çalışmalı insan. bunu yolu yordamı da net değil. “nasıl” yapacağını bilmeden önce “neden” yapacağını bilmeli insan.

– ve yapmak istediği şeyin gerçekten büyümek mi, yoksa büyüyerek “küçük” şeyler elde etmek mi olduğunun ayrımına çok net varmak gerekiyor… ikinci kümede yer alıp boşa kürek çeken birçok insan gözlemledim… bu şekilde büyüyemez insan, bu konuda “shortcut”lar yoktur ne yazık ki…

– senin o short yazını çok sevdim! benim de desteklediğim bir tavrı var. hani 5 derste thai-chi, feng-shui, vs.’nin olamayacağı gerçeği… benim istediğim bunları kestirme yoldan öğrenmek değil. beni ulaşmak istediğim yöne, doğru adımlar attırarak yönlendirecek bir tabela, signal. yoksa alsın beni taşısın istemiyorum. ben kendimi götürür, belki de giderken bana gösterilecek standart şeylerden fazlasını görürüm. zaten rehberli turları da bu yüzden pek sevmem. rehbere bağımlı ve onun bilgisine dayalı gezildiği için.

– yine de, kaybolmamak adına ilk birkaç adımı rehberin atmasında fayda olabilecek durumlar da olabilir… tabii rehbere zihnen bağımlı kalmak zararlı olabilir; adı üstünde, bir rehberdir o, geçicidir… herkes kendi keşfi konusunda yalnızdır kendi içinde bir level’dan sonra…

– doğru, yolu göstersin, belki de minik tüyolar versin ama ben yürüyeyim. o tüyoları unutursam da benim aptallığım olsun, ardımdan geleceklere yol gösterebilecek yeni tüyolar keşfedersem de minik bir faydam.

– ve rehbere bağlı kalmanın bir zararı daha olabilir: rehberin verebileceği bilgiler, kendi seviyesiyle sınırlıdır… onu aşabilecek potansiyeleye sahip bir “yolcu”, zihnen rehbere bağlı kalırsa potansiyelinin yarısını bile dolduramadan tıkanıp kalabilir…

– işte budur olayın özü. amaç doğru rehberi bulabilecek potansiyelin olması. çünkü her level’da başka bir rehber seni yönlendirecektir. sen deneyim kazandıkça rehber seçimin de daha nitelikli olacak.

– ve zaman zaman hiç beklemediğin kişiler beklenmedik şekilde (kısa veya uzun süreler zarfında) rehberlik yapabilmekte…

– haklısın. o yüzden hayatı değil ama kişileri çok ciddiye almak gerektiğine inanıyorum. hayatı çok ciddiye aldığında insan delirebilir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s