Tanrı’nın Kendine Bakışı

– bazen düşünüyorum da… kendimi neden senin yanına ışınlayamıyorum ben? yani neden illa yürümem gerek?

– güzel bir soru… bir noktaya gitmek için, hedef nokta ile o anda bulunduğun nokta arasındaki bütün noktalarda bulunman gerekir…

– ama garip bir şey… zaten başlangıç noktasında, aslında son noktada da bulunuyorum… her noktada kendim olmadığımı sansam da aslında gelecekte olan benim… nasıl anlatabilirim…

– anlatabildin… bu yüzden zaman, aslında insanların algı yavaşlığı yüzünden ortaya çıkan bir illüzyondan başka birşey değildir…

– zaten zaman diye birşey yok ki… şöyle bir örnek vereyim… tanrıyı ele alalım….sen bugün bir karar vereceksin… akşam süt içeceğine dair mesela… ama son anda içmemeye karar verdin… şimdi tanrı senin kaderini çizmedi, kaderin senin elinde… ama o yine de senin süt içmeyeceğini biliyor…

– aynen öyle…

– bu konu hakkında en güzel söz: “her şey bir ve tek şeydir”… ve benim ekim… neden o bir ve tek şey tanrı olmasın? o her yerde bizde, yerde gökte, başı o yarattı ve sonu yok; daha doğrusu başla beraber o da yaratıldı… demek ki her şey tanrı…

– ve bir ek de benden… tanrı algılayabildiklerimizin hepsidir ama bundan çok daha fazlasıdır da…

– peki… buna tanrının bir şekilde, hmm, “bölünmesi” adını taksak… bu bölünmeyle ilgili tek bir soru kalıyor geriye…

– “bölünme” dediğin şey de bizim algılarımıza “göre” olan birşey… gözlerin yeterince keskin olsaydı, masa, sandalye, hava, su, toprak değil, bir atomlar denizi halinde dalgalanan tek bir bütün görecektin… veya enerji… veya adına her ne dersen… bizler, tanrı denizinde buz ile çerçevelenmiş birer bardak sudan başka birşey değiliz… (buz da sudur)

– kesinlikle katılıyorum… ama tek bir soru…… neden? neden “bölündü”? neden o tanrı denizini yarattı? neden tanrı bilinçli, bilinçsiz bir şeyler yarattı?

– senin az önce söylediğin şey bunu cevaplıyor… tanrı, bilgisayar oyunlarında olduğu gibi birşeyler “yaratmadı”… olan şeyler, onun varlığının insan algısına yansımasıdır sadece… sen bana bakarken, aslında tanrı kendi kendine bakıyor…

– tanrı bilincini mi böldü yani?

– bölmedi… tanrının bilinci bir ve tektir… biz, göreceliliğin ifadesiyiz sonsuz tanrı bünyesinde… sonsuz denizde buz ile çerçevelenmiş suyu gözünün önüne getir… ve terminatör 2’deki likit t-2000’in 10’a bölündüğünü düşün… her parça birbirinden ayrı gözükse de, aslında hepsi bir… ve şunu düşün… bir bakteri ikiye bölündüğünde, gerçekten ortaya iki farklı bakteri mi çıkmıştır? hayır… dünyada hala tek bir bakteri vardır… cevabının kelimelerle ifadesi zor bir soru soruyorsun… örneklerden yola çıkıp gerçeği “sezmelisin”… tabii unutmaman gereken birşey daha var… tanrıdan bu şekilde bahsetmek, bir bilgisayar programının 1 ve 0’larından bahsetmek gibidir… insan denen canlıyı pekala uzaylılar da yaratmış olabilir; veya insan, evrim sonucu maymundan da gelmiş olabilir… ve bu, tanrının birlik ve bütünlüğüne ters düşmez…

– gerçekten kelimelerle açıklamak zor… tanrının kendisinden “biz” die bahsetmesinin nedeni de bu mu acaba?

– belki…

– ben daha… nasıl desem… düşünce açısından “küçükken” (iki yıl kadar önce) çok üzülmüştüm “kapılar kapandığı” için… bu seçim neden? ve bi soru daha… madem her şey her kapı tanrıda bitiyor bazı insanlar nasıl tanrının varlığını inkar ediyor veya görmezden geliyor?

– herkes senin kadar üst düzeyde düşünemez… bu gerçeği sezememiş veya yanında bile geçememiş bir sürü insan var…

– ama bu çok kötü!

– değil… herkesin kendi zayıflık ve güçleri vardır… frp dünyasının ırkları gibi… senin de asla algılayamayacağın veya deneyimleyemeyeceğin farklı şeyler vardır… hepsini birden deneyimleyen ise tanrıdır…

– hmm… bunları düşünmemiş bile olan bir insan, onun açısından hiç bir mutsuzluk veya kayıpla karşı karşıya değil…

– aynen öyle… bilmediğin birşeyi bilmediğini de bilemezsin… dolayısıyla bilmemiş olmanın üzüntüsünü de bilemezsin…

– peki… neden bazıları düşünüyor ama bazıları düşünmüyor?

– bu da bir seçim ve yeti… neden bazıları gitar çalamıyor? ve neden bazıları tracking yapmıyor?

– ama onlar insan seçimi…

– gitar çalamamak insan seçimi mi?

– çalamamak değil, çalmamak…

– çalamayanlar da vardır… peki… örneği değiştiriyorum… bazılarının boyu kısadır ve “uzun değillerdir” bunun gibi birşey düşün(e)memek…

– evet… ama inanılmaz bir denge bu… yani dna’dan itibaren düşündüğünde…

– insanlara “göre” inanılmaz… tanrıya “göre”, sadece kendi varoluşu hepsi bu…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s