ABAP’ın 10 Sene Sonrası

(…) Türkiye de şu an ABAP bilen uzman kişiler aranıyor ve ben bu alana tamamen yolumu çevirirsem bundan 10 sene sonrası içinde yanlış bir tercih mi yapıyor olurum? (…) Benim ulaşmayı istediğim noktada sizce ABAP uygun bir yerde mi ? ABAP için modül geliştirebilmek şu an için ne kadar aranan bir pozisyon olsa da, (…) bir 5 sene sonra belkide rutinini koruyacak ve bana ihtiyaç kalmayacak bile. Şu an Amerika da BIGDATA’nın zirve yaptığı bir dönem 10 sene sonra belki de ABAP duymayacağız Spark, Hadoop duyacağız. ABAP bunun esnekliğini bana sağlayabilecek mi Kerem bey? Sektörün içerisinde ve ileriyi görebilecek tecrübeye sahip biri olduğunuzu göz önüne katarak bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir ?

SAP artık sadece ERP çözümleri sunan bir firma olmanın çok ötesinde bir noktada duruyor. Cloud, Big Data, AI, Machine Learning, IoT gibi konularda da ya kendi geliştirdiği, ya da firma satın alarak devşirdiği çözümler sunuyor.

ABAP, SAP’nin ERP çözümlerinde ERP sunucusu üzerindeki geliştirmeleri yapmak için hala geçerli bir dil. SAP, R/3’e 2025 yılına kadar destek vereceğini açıkladı, 2025 yılı itibariyle ise müşterilerinin (yeni nesip ERP sistemi olan) S/4 Hana’ya geçiş yapmış olmasını talep ediyor.

Ancak; altyapısında klasi bir veritabanı yerine Hana altyapısı kullanması gibi bazı değişikliklere rağmen, S/4 Hana’nın da sunucu tarafı geliştirmeleri için hala ABAP kullanılıyor. Yani; SAP’nin ERP programlama dili olarak ABAP geçerliliğini daha uzun bir süre koruyacak gibi gözüküyor.

Eğer ERP programcısı olmayı düşünüyorsan, ABAP yatırımının boşa gitmeyeceğini düşünüyorum. Ancak; ABAP’ın üzerine Fiori gibi yeni nesil uygulamaları da eklemeyi planlamalısın. Zira SAP’yi dış dünyaya entegre etmenin modern yolu artık OData ve Fiori destekli Web / mobil uygulama ve servis geliştirmekten geçiyor. Bunun yanı sıra; SAP’nin ERP ailesindeki ürünler artık Cloud olarak da sunuluyor. Dolayısıyla Web ortamında geliştirme yapamayan bir programcının uzun vadede zorluk çekeceğini öngörüyorum.

Senin burada vermen gereken temel karar, ERP programcısı olmak veya olmamak üzerine olmalı. ERP yolunu seçeceksen; bu sektördeki en büyük isim olan SAP’yi takip etmen ve onun ERP geliştirme dili olan ABAP’ı (ve Fiori, Hana gibi modern araçlarını) öğrenmende bir kayıp öngörmüyorum.

Ancak; ERP’yi bir kenara bırakarak (mesela) Big Data üzerine yoğunlaşacaksan, Big Data konusundaki en iyi kariyer yolunun ne olduğuna bakıp ona göre ayrı bir karar vermen gerekir. Bu konudaki en iyi kariyer SAP çözümlerinde uzmanlaşmaktan mı geçiyor, onu ayrıca araştır.

Yok, AI ve Machine Learning ilgini çekiyorsa, yine o konulara ait geleceği olan bir kariyer yolu çizmelisin. SAP çözümleri bu sektörün neresinde duruyor iyi araştır. ERP’de lider diye AI konusunda senin en iyi kariyer seçeneğin SAP olmak zorunda değil.

Çalışırken Doktora Yapmak

Bana sık sorulan sorulardan biri, çalışırken doktora yapmakla ilgili. Evet, iş hayatım devam ederken doktoramı da tamamladım. Dondurduğum dönemlerle birlikte yaklaşık 7 sene sürdü ve Dr. sıfatımı aldım. Peki, bu nasıl bir süreç? Başkalarına tavsiye eder miyim?

Öncelikle kısa cevap: Etmem. Eğer akademik kariyer düşünüyorsanız başka; ancak özel sektörde çalışmaya devam edecekseniz, normal bir iş temposunda çalışarak bir yandan doktora yapmak çok büyük bir yük. Maddiyatı bir kenara, manevi anlamda çok maliyeti var.

Bölümden bölüme farklılık göstermekle birlikte, kendi doktora alanım olan sosyal bilimlerde doktora genelde birkaç aşamadan oluşur.

İlk aşamada; hazırlık derslerinizi alıyorsunuz. Bu sırada Master yapanlarla ortak derslere de giriyor olabilirsiniz. Bu aşamada “Master yapmaktan farkı yokmuş” duygusuna kapılmanız olası.

İkinci aşamada; alan derslerinizi alıyorsunuz. Burada doktora kendini hissettirmeye başlıyor. Sınıfınız muhtemelen 3-4 kişiden ibaret olacak, ve dersleri hoca değil siz anlatacaksınız. 2,5 saatlik ders süresince; size düşen konuyu sayısız makaleden ve kitaptan araştırarak, belli bir akademik seviyede anlatmanız beklenecek.

Burada hocadan moderatörlük dışında pek bir şey beklemeyin. Eksik kaldığınız noktaları hoca tamamlayabilir, makaleler önerebilir, tezinizi ne üzerine yazacağınızı sorarak ona göre yönlendirme yapabilir. Ancak, işçiliği yapacak olan sizsiniz. Üniversite hayatınızda işleri son dakikada halletmeye alıştıysanız doktorayı unutun. Günlük sıkı bir çalışma planı ile, her akşamınızı ve hafta sonlarınızı bu araştırmalara ayırmaya hazır olun.

Hele (benim gibi) sıkışır da aynı dönem 3 ders almak zorunda kalırsanız vay halinize. Sınıflar zaten 3 kişi, yani her hafta 2,5 saati dolduracak akademik içerik hazırlamak zorundasınız. Bir yandan çalışıyorsunuz. Bir yandan da aileniz, arkadaşlarınız, başka işleriniz var. Benim, çaldığım müzik gruplarını bırakmak zorunda kaldığım ve insan ilişkilerimin yara aldığı / zayıfladığı dönem bu dönem olmuştu.

Zaman yönetimi, disiplin ve dirayet konularında çok iyi olmanız gerekiyor. Plansız biriyseniz zaten bu işe hiç girişmeyin. Planlar yapabiliyor ama sonra dizi izlemek, WhatsApp, vs gibi sebeplerle o planlara uyamıyorsanız da bu işe hiç girişmeyin. Bu konuda eksikleriniz varsa, manevi ve psikolojik çalışmalar yaparak irade ve dirayetinizi geliştirmenizi önerebilirim.

Derslerinizi bitirdiğiniz 3. aşamada ise yeterlilik sınavı var. Bu sınavın kapsamı için “Everything under the sun” denebilir.

Yeterlilik sınavımın ilk aşaması, 3-4 saatlik yazılı sınav idi. Toplamda 3-4 soru soruldu ve 25-30 sayfa yazmak zorunda kaldım. Bilgisayar klavyesinin kalem tutan kasları ne kadar tembelleştirdiğini, çıktığımda kolumu hissetmeyerek anlamıştım.

Akabinde, yazılı sınavı geçenler sözlü sınava tabi tutuluyor. Karşınıza 5-10 akademisyen gelecek ve size her telden soru soracaklar. Kendi konunuzla ilgili literatüre tam hakimiyet zaten bekleniyor olacak. Bunun yanı sıra; sorulara doğru cevaplar vermeniz de yeterli olmayacak – konular arasında bağlantılar kurarak, alternatif 2-3 model kurgulayarak bağlantılara da hakim olduğunuzu göstermeniz beklenecek.

Yeterlilik sınavına çalışabilmek için işten ayrılan, uzun vadeli izinler alan, vs kişiler biliyorum. Ben bunun yerine, tüm literatürü kendim anlayacağım 80-100 sayfalık bir özete indirgedim; iyi bir zaman planıyla her gün o notları çalıştım.

Bitti mi? Hayır. Sırada tez var. 100-200 sayfalık dört dörtlük bir akademik araştırmadan bahsediyoruz. O konu hakkındaki tüm literatürü, kitapları, tezleri, vs okuyacak, kendi modelinizi ortaya koyacaksınız. O modeli ölçebileceğiniz araçları tespit etmeyi, anket doldurmak için insanlara yalvarmayı, sonuçları Regression veya Structured Equation gibi bir araçla doğru ölçebilmek için bir de istatistik uzmanı olmayı (veya tanımayı) içeren bir süreç.

Tez konusu seçerken, hayatınızın en iyi eserini ortaya koyacağınız iddialı bir konu yerine; akademik bir araştırmayı hakkıyla yapabileceğinizi kolaylıkla sergileyebileceğiniz, kolay ölçülebilen, başı sonu belli bir konu seçmenizi öneririm. Yurtdışında yapılan bir araştırmanın Türkiye’ye uyarlaması bile olabilir. O rüyanızdaki araştırmayı Dr. sıfatını aldıktan sonra yaparsınız; diplomanızı riskli bir konuya endekslemeyin.

Ve savunma var tabii ki. Tez savunmaları, hocalar arasındaki politik çekişmelere de sahne olabiliyor malesef. Düşük rütbeli bir tez danışmanınız varsa, bölüm başkanı veya bir profesör “Olmamış” dediğinde itiraz edemeyebilir. Tez hocanızın okulda yüksek rütbeli, saygı duyulan dişli biri olmasını öneririm. Tez sırasında sizi zorlar ama tez savunması sırasında kimse ona karşı çıkmak istemeyeceği için sınavı görece rahat geçersiniz.

Tez de bittikten sonra, yolculuk sona ermiş oluyor.

Çalışırken doktora yapılabilir mi? Evet, canlı örneği benim. Zor mu? Evet, çok yüksek disiplin, yüksek stamina, iyi zaman yönetimi ve pek çok şeyden feragat edecek irade gerektiriyor. Birlikte başladığımız arkadaşlarımdan pek azı benimle birlikte mezun oldu.

Peki değer mi?

Bu biraz kişisel bir soru. Doktoranın temel getirileri; konunuza hakimiyet, otorite sayılacak prestijli bir sıfat ve konulara bilimsel / akademik bakış açısından yaklaşabilmek olacaktır. Erkek okurlarımız için doktora sırasında askerlik görevinden muaf olmayı da zikretmeden geçemeyiz. Çalışırken doktora yapmanın götürüleri ise; yorgunluğun yanı sıra büyük ölçüde iş + doktoradan ibaret birkaç seneyi göze almanızın gerekliliği.

Eğer bu denklem sizin için pozitif çıkıyorsa ve yukarıda anlattığım sürecin altından kalkabileceğinizi gözünüz kesiyorsa, sizi kayıt masasına alalım. Aksi takdirde, alternatif yollar arayabilirsiniz.

Alternatif yollardan ilki, sevdiğiniz konuda ikinci bir Master yapmak olabilir. Bir diğeri, yine sevdiğiniz konuda bir sertifika programına katılmak olabilir. Türkiye’deki klasik programların yanı sıra, yurtdışında uzaktan eğitim programları da var ve gayet geçerli sertifikalar veriyorlar. Maksat bilginizi arttırıp belgelemekse, prestijli bir kurumdan alınmış bir sertifika da güzel olabilir.

Son olarak; bazı üniversiteler ders başı ücret ödeyerek derslere konuk öğrenci olarak katılmanıza imkan tanıyor. Sevdiğiniz hocaların ilginizi çeken derslerine bu yolla katılarak, o konudaki bilginizi arttırabilirsiniz.

Her kararda olduğu gibi, bu kararınızda da mantığınızı, duygularınızı ve sezgilerinizi bir arada kullanmanızı öneririm.

Batman Syndrome of Freelancers

At some point, many freelance consultants consider hiring a junior consultant. The idea is to train him/her, and send him/her to low priority clients. The assumption is; low priority clients would accept the junior (as Robin) just because the freelancer has a brand name (as Batman).

However, this assumption often fails.

Have you seen anyone calling Robin without Batman? No. Exceptions aside; people call Batman, and they could accept Robin as a sidekick only if Batman is present as well.

Batman may consider a client as “low priority”, but the client considers its own business as “high priority”. Therefore; if they call Batman, they want Batman. They often won’t accept an unaccompanied Robin. It is really hard to convince clients to accept Robin as a regular consultant just because Batman has a name.

This has a psychological aspect as well: They will continuously compare Robin to Batman, and assume Robin to be a character lesser than he/she really is.

Solution?

My initial suggestion is to make a schedule where Batman & Robin can go to projects mostly together. If both of them are present at the client site 3 days/week, the client might be willing to accept an unaccompanied Robin at the 4th day; assuming that Robin’s activities are transparent, rate is agreeable and he/she will add reasonable value to the project.

If you can find a position where one of your clients need a junior consultant, this would be a rare opportunity to market Robin! If the trust of the client is obtained, promising that Batman would jump in on critical occasions would increase the chance of a deal.

In any case, I would suggest premeditating on possible positions for Robin before taking any costly action.

Some big consultancy companies have the tendency to showcase “Batman”s during the sales process and send “Robin”s to the actual project.

This is a different case though. They are selling projects over the brand and image of a company, not a person. The client can request a change of certain consultants any time, and they can force the consultancy company to call-in “Batman”s in case a significant risk surfaces. Therefore, clients are relatively comfortable accepting mid-level team members of a big company.

Another important aspect is; decision makers feel more comfortable when they select a big brand for their SAP project (despite the mediocre CV’s). If the project fails, the manager can save his/her rear end by telling that they made the best decision they could by picking the biggest name on the market. Picking a boutique set of freelancers means that some manager takes full responsibility. Smart managers make a mixture of a big company + Batman-level freelancers though.

In any case; big players can market Robins due to such factors. It doesn’t mean that a singular Batman can pull off the same thing. It is possible, but not as easy & common.

SAP GUI For Java Connection Strings

A question I get often is about the way I connect to SAP ECC from my Mac.

Obviously, many users prefer to install Windows to their Macbooks and run SAP GUI For Windows over it.

However; SAP has an alternative less known GUI for Linux / Mac systems: SAP GUI For Java. You can download it from http://service.sap.com for free using an S-user, install it to your Mac like a regular application and connect to any SAP ECC system. No need to install Windows at all.

The way you define a new SAP Connection in SAP GUI For Java differs slightly from SAP GUI For Windows. Let’s assume that you have the following connection information:

  • Address: 10.1.3.40
  • System No: 02

In SAP GUI For Java, you need to get to the “Advanced” tab, click “Expert mode” and enter the following connection string:

conn=/H/10.1.3.40/S/3202

Obviously, the address goes between /H/ and /S/ and the system number goes to the end of the string. If your system ID is 00, you need to enter 3200. If your system ID is 07, you need to enter 3207. In our case, your system ID is 02 so you need to enter 3202.

That’s all there is! Using this connection string, you should be good to go.

Your connection string can contain additional parameters; such as your user name, client number, etc. Here are some sample connection strings:

conn=/H/sapsrv/S/3204&jenc=MacTurkish&jloc=tr&cpg=1607&clnt=100&user=kerem

Here are some sample connection strings going over routers (IP’s changed for security reasons):

conn=/H/88.249.244.45/H/10.0.0.5/S/3200

conn=/H/78.186.178.12/W/golive2013/H/192.168.2.10/S/3200
The only disadvantage of SAP GUI For Java is for ABAP programmers: Smartform designer, Workflow tools and graphical screen designer tools are Windows-only and won’t run under SAP GUI For Java. Personally, I have a casual Windows installation with SAP GUI for Windows living under VMWare Fusion. Whenever I need to use one of those tools (maybe once a month); I run Windows inside the virtual machine without leaving Mac OS, get my job done, shut down Windows and continue working on the Mac with SAP GUI For Java.

How To Correct The Local File Glitch of Spotify on a Mac

Recently, I have experienced & solved a minor glitch of Spotify on my Mac. I would like to share the solution with everyone out there.
I have deleted a large quantity of local MP3 files “because of reasons”. After I restarted Spotify, I have experienced two problems:
  • The deleted files were still listed under “Local files”
  • I couldn’t stream any song which used to be a local file
Among countless suggestions on online forums, only one worked for me. After quitting Spotify, open terminal and execute the following command:
mv "`mdfind local-files.bnk`" "`mdfind local-files.bnk`.old"
The command above will rename the local-files.bnk file, which stores the local file list. This forces Spotify to re-scan the local folders and re-build the file; and voila! Everything goes back to normal.
In case anything goes wrong in Spotify, one could rename local-files.bnk.old back to local-files.bnk.
If you happen to have multiple instances of “local-files.bnk” files belonging to various applications, this command would rename them all and potentially confuse other applications as well; but this is very improbable. I don’t think that any other application would have such a file.

Spotify vs Apple Music

Being an active musician, I was an advocate of having a music archive of offline MP3 files. However; due to the popularity of stream services, I decided to give it a shot.

Spotify and Apple Music were obvious choices. In terms of hardware, I live in the Apple universe; so Apple Music was supposed to be an obvious choice. On the other hand, I heard many good things about Spotify as well.

I ended up picking Spotify over Apple Music and deleting most of my offline MP3 files.

I would like to share my highly subjective personal comparison experience; where I might have missed some features of the respective services. Nevertheless, the overall comparison could be useful to you.

Spotify

Pros

Public Playlists

Spotify seems to have a much larger database of playlists because users are able to create & publish playlists on will. Therefore, search results are more satisfying in a number of ways.

First of all, I can run a search like “Sunday Morning Country” and I’m almost guaranteed to make a hit.

Another point is, I can discover surprise songs or artists over those playlists because a vast variety of people with different musical tastes put them together.

This is clearly an advantage of Spotify because Apple seems to limit public playlists to curators.

Similar Songs

In terms of discovery, Spotify has a neat feature: If you play a single song, it keeps playing similar songs – unless you disable this feature in settings. This feature carries the discovery option beyond playlists of the community.

I am not aware of such a feature in Apple Music.

Social

Spotify provides basic but neat options in terms of social media. Every Spotify user gets an URL pointing his/her profile (mine is http://open.spotify.com/user/keremkoseoglu ). This URL contains a profile picture and public playlists of the user. It is a good way to give the world an overall impression of what you are listening to, or a cover band could make their setlist public via this feature.

It is also possible to follow Facebook friends over Spotify to see what they are listening to.

As far as I know, Apple Music lacks such features completely.

Free Offline Play

If you want to play your favourite streams offline, Spotify gives this opportunity for free. You can download any stream to your computer or smartphone and listen offline anytime.

In theory, Apple provides a similar functionality; but with a catch: Even if you want to create a simple playlist, you must subscribe to iCloud music library, which forcefully uploads your local MP3 files to the cloud and costs ~1$ per month if you exceed 5GB (that includes your contacts, other files, calendars, backups, etc as well). So in practice, Apple makes you lean towards the direction where you pay 1$ per month to create any stream playlist.

Although Apple theoretically provides this functionality for free, Spotify provides it free for real. Therefore, Spotify has the upper hand here.

Superior Interface

This is a highly subjective matter. However; in my opinion, the user interface of Spotify is very good. The fade in / out effect and the dark background gives a smooth feeling.

Apple, on the other hand, has the usual bright white iTunes interface with Apple TV-like shelves of albums and presents tons of ugly scrollbars. It isn’t really pretty.

I wouldn’t pick an application over others just because it has a pretty UI; but it certainly contributes to the overall user experience. This is one of the winning points of Spotify.

Cons

Vendor Lock In

Spotify doesn’t give you an opportunity to download MP3 files. If I decide that I don’t want to pay Spotify any further, I’m left alone without any music file on my computer.

I can keep offline copies of music files on my computer or phone; but those are encrypted and can only be played using the Spotify app.

If you consider Apple Music as a streaming platform, the same applies to Apple as well. However; iTunes platform lets you purchase digital music files as well – which literally are your property and can be downloaded in MP3 format any time you want.

If you would like to purchase legal digital music files for any purpose (like changing the pitch for practicing or syncing into an offline MP3 player), Apple has an edge here because it gives you an option for that. It is not part of the streaming business, but at the end of the day, Spotify feels more like a vendor lock in.

Apple Music

Pros

Single App

Apple has merged various features on one single platform called iTunes. Using only one application, you can stream music, purchase MP3’s, add MP3’s from other sources, rent / purchase movies, stream free Internet radio, etc. iTunes can organise your local file system as well – it breaks music files under folders categorised by artist and album.

Spotify’s application lets you stream music and include local MP3’s and that’s it.

If you are looking for an all-in-one solution, Apple has the distinct advantage here. If you are a best-of-breed picker, you’ll have to compare Spotify and Apple Music alone and ignore other features of iTunes.

Smart Playlist

Smart playlist is an area where Apple has a distinct advantage.

We all can define manual playlists by adding songs one by one. However, Apple gives us the opportunity to write formulas to dynamically create playlists which update themselves automatically as we add new songs to our library.

For instance; I can create a playlist which includes all of my rock songs but excludes songs from the band Beautiful Disaster. This playlist will automatically update itself as I add more rock songs over time.

Another example: I can merge songs of 5 artists + a manually managed playlist under a smart playlist. Whenever I add a new song of those artists or update the manual playlist, the smart playlist is updated automatically.

Spotify doesn’t have such a functionality. The closest you can get is to put your playlist under a folder. By playing the entire folder, you can include songs from all the playlists.

For simple requirements, Apple’s smart playlist feature may look like overkill. However; more advanced users will appreciate this feature.

Sorting Playlists

Apple music playlists can be displayed in a file browser fashion and songs can be sorted by various criteria; such as the last time they were played. This is a very good feature for musicians (like me) who would like to practice their playlists daily – it is a good way to ensure that each song gets practiced. Dozens of other columns can also be added for sorting.

Spotify lets us sort by song name, artist name or date added, and that’s it. I saw users requesting additional columns on forums, but Spotify didn’t do anything about it yet.
In case you need to sort your playlist by peculiar columns or display select columns for a specific playlist, Apple has a distinct advantage at this time.

Cons

Public Playlists

Apple loves controlling things. They are totally in control of their hardware & software, which enables them to create arguably more stable products. They also control the apps on their App Store in order to improve the user experience and prevent malicious bugs / viruses.

It seems like Apple has projected their control tendency towards Apple Music as well. The playlists I have found on Apple Music were created by curators or artists that Apple has picked. As far as I know, rest of the community can’t create publicly searchable playlists.

Result? I feel like I’m limited to the taste of a few people to discover new music; not the entire music community. And the playlists I have inspected felt “sterile”; which means they mostly contain main stream pieces of their respective genre. I was never surprised to discover a peculiarly beautiful song or artist.

Spotify enables it’s community to publicly create playlists and has the edge here.

I generally favour Apple’s control over their hardware & software to provide a stable user experience; but limiting the playlists might have gimped the community contribution.

Artist Overview

When I discover a new artist or simply want to listen to an artist I love, I tend to listen to all of his/her songs; including all the available albums.

In my experience; Apple doesn’t enable such a feature easily. One could do a workaround by creating a playlist including all the albums of the desired artist; but this is simply an extra workload.

Considering that I can listen to the entire library of an artist on Spotify with a simple click, this is a disadvantage on behalf of Apple Music.

iCloud Music Library

Basically, Apple forces us to use its iCloud Music Library service in order to create playlists including songs from Apple Music.

At first sight, this seems reasonable. Apple uses iCloud in any scenario where you need to share content between multiple Apple devices. Your contacts, calendars, etc are all shared over iCloud.

The catch is; if you have offline MP3 files on your computer, activating iCloud Music Library will force-upload them to iCloud as well. And, iCloud offers only 5 GB’s of free space. If you want to upgrade it to 50 GB, you have to pay ~1$ per month.

This might look like small amount, but considering that Apple has 13M subscribers, this strategy leans towards the direction where Apple would earn an extra 13M$ per month.
Spotify, on the other hand, makes playlists available to any device without any additional subscription.

Apple could have easily given us the opportunity to create “Apple Music Only” playlists, but they simply didn’t.

If you don’t have a large number of offline MP3 files, this might not disturb you at all. However; Apple has a notorious history of iCloud file system bugs and posting DRM’s over legally owned MP3 files. Therefore, I subjectively don’t trust Apple with storing any file on iCloud.

Because I don’t want my offline MP3 files anywhere on iCloud, this point is a clear disadvantage for me.

Play Experience

This might be a personal issue due to my location or Internet connection, but I’m not completely satisfied with the listening experience of Apple Music. When I start playing a song, I have to wait a few seconds before it actually starts playing. I have also experienced pauses while listening.

Spotify has provided a seamless listening experience so far.

Although I can’t empirically blame Apple for this issue, I evaluate this as a negative personal user experience.

Verdict

Let’s do a summary of my evaluation.

Spotify offers a great community and a good opportunity to discover new songs & artists; as well as a nice user interface. However, it does nothing but streaming music, and internal playlist options are limited. As of today, it has around 40M paid users.

Apple Music is part of an all-in-one solution; covering streaming, purchasing music, free Internet radio, renting movies, etc. Internal playlist options are very strong. However; its playlists are too sterile – opportunities of discovery are relatively slim. It also lacks community interaction and nudges subscribers towards a paid iCloud account. As of today, it has around 13M paid users.

All in all, I picked Spotify over Apple Music for streaming purposes. Spotify happily accepted my rare local MP3 files as well, and there was no reason to keep the rest of my library (30 GB).

However, I’m still using iTunes to rent movies. That’s another business.

Temel Sunum Teknikleri

Aşağıda, sunum teknikleri ile ilgili verdiğim bir eğitimden alınmış bazı notar bulunmaktadır. Bu konuda profesyonel bir eğitim almanın faydası tartışılmazdır. Ancak; bu kısa notlar da temel anlamda yol gösterecektir.

İçerik

Sunum Slide’larınızı kelime ve cümlelerle şişirmek yerine, söylediklerinizi destekleyecek ve harita görevi görecek minimalist piktogramlar olarak değerlendirin.

Slide’larınızın başlıkları, baştan sonra bir hikaye akışı ifade etmelidir. İlk Slide, vurucu bir giriş içermelidir: Bir istatistik, katılımcılar arasında yapılacak bir mini oylama, çarpıcı bir itiraf veya cevabı sunumun sonunda verilecek bir soru olabilir. Son Slide ise mesajınızı içermelidir.

Sunumunuzun provasını yaparak, sürenize göre hangi Slide’da nereye gelmiş olmanız gerektiğini yaklaşık olarak kestirin. Eğer süreyi ayarlayamazsanız, arada birkaç Slide atlayıp nihai mesajınızı mutlaka verin.

Tell-Show-Tell yöntemi çerçevesinde; her bölümün başında ne söyleyeceğinizi belirtin, sonra bunu gösterin, en sonunda da ne söylediğinizi herkesin anlayacağı bir dilde tekrar özetleyin. Bunu her bir bölümde yapmanın yanı sıra, önemli Slide’larda hatta sunumun genelinde de yapabilirsiniz.

Konuşma

Cümlelerin arasında EEE veya III şeklinde duraksamalar yapılmamalıdır. Bu duraksamaları mutlaka yapmanız gerekiyorsa içinizden sessizce yapın. Bu şekilde, cümlelerinizde bulunması gereken boşlukları doğal bir yoldan koymuş olursunuz ve ifadeniz nefes almaya başlar.

Gazetelerdeki haberleri düşünürsek puntoları üçe ayırabiliriz: Başlık, özet ve detay. Eğer sunumdaki bir cümle başlık niteliğindeyse, çok yavaş ve yüksek sesle söylenmelidir. Özet niteliğindeyse, başlıktan bir derece daha hızlı ve sessiz söylenmelidir; ancak normal konuşmamızdan daha yavaş ve yüksek olmak kaydıyla. Sunumdaki detay konuşmalar ise, normal konuşma hızında ve seviyesinde olmalıdır. Bu çeşitlilik sunumun dinamizmini arttırır.

Uzun cümleler kurulmamalıdır. Bu hem izleyicilerin takibini zorlaştırır, hem de cümlenin başıyla sonunun başka yerlere gitmesi veya anlam düşüklüğü yaratması gibi sakıncalar doğurur. Standart bir sunum cümlesi 5-6 kelimeyi geçmemelidir; uzun cümleleri birkaç cümleye bölmeye çalışın. Noktadan başka noktalama işareti yokmuş gibi konuşabilirsiniz.

Beden dili

İzleyenler ile aranıza; masa, kavuşturulmuş kol, dosya gibi bir engel koymamaya çalışın.

Masaya yaslanmak, bir tarafa kaykılarak durmak gibi düşük enerji işaretlerinden kaçının; aksi takdirde bu durum izleyicilere de yansır. Dik ve enerjik gözükün, sahnede alan kaplayın.

İzleyicinin dikkatini dağıtacak ve katma değeri olmayan hareketlerden kaçının. Tipik örnekler: Sahnede volta atmak, sağa sola sallanmak, anlamsız el hareketleri yapmak olabilir. Ancak; volta atmak yerine izleyici hakimiyeti için sahnenin farklı noktalarını kullanmak iyi bir fikirdir. Sağa sola sallanmak yerine izleyicilerle göz teması kurarak değişik zamanlarda farklı yönlere dönmek iyi bir fikirdir. El hareketlerini kavramların gözde canlanması için yardımcı olarak kullanmak iyi bir fikirdir.

Aynı kabilden dikkat edilecek bir diğer nokta; kas hafızanızdır. Dikkatiniz dağıldığında, yalnızken sık yaptığınız saçla oynama, boyun kaşıma, vb hareketler vuku bulabilir. Sunumda bu tarz kas hafızası hareketlerinden kaçının.

Çevresel faktörler

Kıyafetiniz ortama, konsepte ve kültüre uygun olsun.

Cebinizde şıngırdayacak bozuk para, anahtarlık, vb şeyler olmasın.

Sunuma giderken, kendi bilgisayarınızdan sunmama durumunda yanınıza birkaç farklı formatta alın (PPT, PPTX, PDF gibi). Aynı zamanda E-Posta veya Cloud üzerinde bir yerde de bulunursa iyi olur. Presenters Note bölümünün teknik bir sebepten ötürü gösterilemeyebileceğini hesaba katın; gerekirse notlarınızı ayrı küçük kağıtlara veya tabletinize yükleyin.

İzleyiciler

Eğer sunum sırasında tavrıyla sizi zorlayacak kişiler olursa, aşağıdaki yöntemlerden birini deneyebilirsiniz.

Sert yaklaşım: Kötü niyetle soru soran birini; cevabını bilemeyeceği ve tercihan niyetini ortaya koyan bir karşı soru sorarak ekarte etmek mümkündür.

Orta halli yaklaşım: Kişinin söylediğinde haksız olduğu noktayı ortaya koyup, bir de haklı olduğu nokta ortaya çıkarmaktır. Böylece kişi fazla rencide olmayacak, ancak söz almadan önce tekrar düşünecektir.

Yumuşak yaklaşım: Soru soran kişiye ilgisi için teşekkür edip; sunum süresinin kısalığına işaret ederek sunum sonrasında birebir görüşmek üzere söz verebilirsiniz.

Taviz yaklaşımı: Soru soran kişi konumu gereği kritik bir noktadaysa; doğrudan yanlışlamak yerine soru sorarak doğru cevabı kendi ağzından almayı deneyebilirsiniz. Bu esnada sunum sürenize dikkat edin.

Sessiz yaklaşım: Sunum sırasında kendi arasında konuşan veya ilgilenmeyen kişiler varsa, cümlenizi tamamladıktan sonra sessiz durup o kişilere doğru bakabilirsiniz; bu çok güçlü bir tenkittir. Dikkatleri tekrar size geldikten sonraki cümlenizi yine o tarafa doğru kurun ve sunumun akışına devam edin. Yersiz bir soru soran birine karşı uygulanabilecek sert bir tepki de budur; hiç cevap vermeden “Konuşmaya devam et” dercesine o kişiye bakmaya devam edin, sessizliğin yarattığı gerginlikten ötürü muhtemelen konuşmaya devam edecek ve ortaya attığı şey konusunda kendi kendini ele verecektir.