ABAP’ın 10 Sene Sonrası

(…) Türkiye de şu an ABAP bilen uzman kişiler aranıyor ve ben bu alana tamamen yolumu çevirirsem bundan 10 sene sonrası içinde yanlış bir tercih mi yapıyor olurum? (…) Benim ulaşmayı istediğim noktada sizce ABAP uygun bir yerde mi ? ABAP için modül geliştirebilmek şu an için ne kadar aranan bir pozisyon olsa da, (…) bir 5 sene sonra belkide rutinini koruyacak ve bana ihtiyaç kalmayacak bile. Şu an Amerika da BIGDATA’nın zirve yaptığı bir dönem 10 sene sonra belki de ABAP duymayacağız Spark, Hadoop duyacağız. ABAP bunun esnekliğini bana sağlayabilecek mi Kerem bey? Sektörün içerisinde ve ileriyi görebilecek tecrübeye sahip biri olduğunuzu göz önüne katarak bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir ?

SAP artık sadece ERP çözümleri sunan bir firma olmanın çok ötesinde bir noktada duruyor. Cloud, Big Data, AI, Machine Learning, IoT gibi konularda da ya kendi geliştirdiği, ya da firma satın alarak devşirdiği çözümler sunuyor.

ABAP, SAP’nin ERP çözümlerinde ERP sunucusu üzerindeki geliştirmeleri yapmak için hala geçerli bir dil. SAP, R/3’e 2025 yılına kadar destek vereceğini açıkladı, 2025 yılı itibariyle ise müşterilerinin (yeni nesip ERP sistemi olan) S/4 Hana’ya geçiş yapmış olmasını talep ediyor.

Ancak; altyapısında klasi bir veritabanı yerine Hana altyapısı kullanması gibi bazı değişikliklere rağmen, S/4 Hana’nın da sunucu tarafı geliştirmeleri için hala ABAP kullanılıyor. Yani; SAP’nin ERP programlama dili olarak ABAP geçerliliğini daha uzun bir süre koruyacak gibi gözüküyor.

Eğer ERP programcısı olmayı düşünüyorsan, ABAP yatırımının boşa gitmeyeceğini düşünüyorum. Ancak; ABAP’ın üzerine Fiori gibi yeni nesil uygulamaları da eklemeyi planlamalısın. Zira SAP’yi dış dünyaya entegre etmenin modern yolu artık OData ve Fiori destekli Web / mobil uygulama ve servis geliştirmekten geçiyor. Bunun yanı sıra; SAP’nin ERP ailesindeki ürünler artık Cloud olarak da sunuluyor. Dolayısıyla Web ortamında geliştirme yapamayan bir programcının uzun vadede zorluk çekeceğini öngörüyorum.

Senin burada vermen gereken temel karar, ERP programcısı olmak veya olmamak üzerine olmalı. ERP yolunu seçeceksen; bu sektördeki en büyük isim olan SAP’yi takip etmen ve onun ERP geliştirme dili olan ABAP’ı (ve Fiori, Hana gibi modern araçlarını) öğrenmende bir kayıp öngörmüyorum.

Ancak; ERP’yi bir kenara bırakarak (mesela) Big Data üzerine yoğunlaşacaksan, Big Data konusundaki en iyi kariyer yolunun ne olduğuna bakıp ona göre ayrı bir karar vermen gerekir. Bu konudaki en iyi kariyer SAP çözümlerinde uzmanlaşmaktan mı geçiyor, onu ayrıca araştır.

Yok, AI ve Machine Learning ilgini çekiyorsa, yine o konulara ait geleceği olan bir kariyer yolu çizmelisin. SAP çözümleri bu sektörün neresinde duruyor iyi araştır. ERP’de lider diye AI konusunda senin en iyi kariyer seçeneğin SAP olmak zorunda değil.

Çalışırken Doktora Yapmak

Bana sık sorulan sorulardan biri, çalışırken doktora yapmakla ilgili. Evet, iş hayatım devam ederken doktoramı da tamamladım. Dondurduğum dönemlerle birlikte yaklaşık 7 sene sürdü ve Dr. sıfatımı aldım. Peki, bu nasıl bir süreç? Başkalarına tavsiye eder miyim?

Öncelikle kısa cevap: Etmem. Eğer akademik kariyer düşünüyorsanız başka; ancak özel sektörde çalışmaya devam edecekseniz, normal bir iş temposunda çalışarak bir yandan doktora yapmak çok büyük bir yük. Maddiyatı bir kenara, manevi anlamda çok maliyeti var.

Bölümden bölüme farklılık göstermekle birlikte, kendi doktora alanım olan sosyal bilimlerde doktora genelde birkaç aşamadan oluşur.

İlk aşamada; hazırlık derslerinizi alıyorsunuz. Bu sırada Master yapanlarla ortak derslere de giriyor olabilirsiniz. Bu aşamada “Master yapmaktan farkı yokmuş” duygusuna kapılmanız olası.

İkinci aşamada; alan derslerinizi alıyorsunuz. Burada doktora kendini hissettirmeye başlıyor. Sınıfınız muhtemelen 3-4 kişiden ibaret olacak, ve dersleri hoca değil siz anlatacaksınız. 2,5 saatlik ders süresince; size düşen konuyu sayısız makaleden ve kitaptan araştırarak, belli bir akademik seviyede anlatmanız beklenecek.

Burada hocadan moderatörlük dışında pek bir şey beklemeyin. Eksik kaldığınız noktaları hoca tamamlayabilir, makaleler önerebilir, tezinizi ne üzerine yazacağınızı sorarak ona göre yönlendirme yapabilir. Ancak, işçiliği yapacak olan sizsiniz. Üniversite hayatınızda işleri son dakikada halletmeye alıştıysanız doktorayı unutun. Günlük sıkı bir çalışma planı ile, her akşamınızı ve hafta sonlarınızı bu araştırmalara ayırmaya hazır olun.

Hele (benim gibi) sıkışır da aynı dönem 3 ders almak zorunda kalırsanız vay halinize. Sınıflar zaten 3 kişi, yani her hafta 2,5 saati dolduracak akademik içerik hazırlamak zorundasınız. Bir yandan çalışıyorsunuz. Bir yandan da aileniz, arkadaşlarınız, başka işleriniz var. Benim, çaldığım müzik gruplarını bırakmak zorunda kaldığım ve insan ilişkilerimin yara aldığı / zayıfladığı dönem bu dönem olmuştu.

Zaman yönetimi, disiplin ve dirayet konularında çok iyi olmanız gerekiyor. Plansız biriyseniz zaten bu işe hiç girişmeyin. Planlar yapabiliyor ama sonra dizi izlemek, WhatsApp, vs gibi sebeplerle o planlara uyamıyorsanız da bu işe hiç girişmeyin. Bu konuda eksikleriniz varsa, manevi ve psikolojik çalışmalar yaparak irade ve dirayetinizi geliştirmenizi önerebilirim.

Derslerinizi bitirdiğiniz 3. aşamada ise yeterlilik sınavı var. Bu sınavın kapsamı için “Everything under the sun” denebilir.

Yeterlilik sınavımın ilk aşaması, 3-4 saatlik yazılı sınav idi. Toplamda 3-4 soru soruldu ve 25-30 sayfa yazmak zorunda kaldım. Bilgisayar klavyesinin kalem tutan kasları ne kadar tembelleştirdiğini, çıktığımda kolumu hissetmeyerek anlamıştım.

Akabinde, yazılı sınavı geçenler sözlü sınava tabi tutuluyor. Karşınıza 5-10 akademisyen gelecek ve size her telden soru soracaklar. Kendi konunuzla ilgili literatüre tam hakimiyet zaten bekleniyor olacak. Bunun yanı sıra; sorulara doğru cevaplar vermeniz de yeterli olmayacak – konular arasında bağlantılar kurarak, alternatif 2-3 model kurgulayarak bağlantılara da hakim olduğunuzu göstermeniz beklenecek.

Yeterlilik sınavına çalışabilmek için işten ayrılan, uzun vadeli izinler alan, vs kişiler biliyorum. Ben bunun yerine, tüm literatürü kendim anlayacağım 80-100 sayfalık bir özete indirgedim; iyi bir zaman planıyla her gün o notları çalıştım.

Bitti mi? Hayır. Sırada tez var. 100-200 sayfalık dört dörtlük bir akademik araştırmadan bahsediyoruz. O konu hakkındaki tüm literatürü, kitapları, tezleri, vs okuyacak, kendi modelinizi ortaya koyacaksınız. O modeli ölçebileceğiniz araçları tespit etmeyi, anket doldurmak için insanlara yalvarmayı, sonuçları Regression veya Structured Equation gibi bir araçla doğru ölçebilmek için bir de istatistik uzmanı olmayı (veya tanımayı) içeren bir süreç.

Tez konusu seçerken, hayatınızın en iyi eserini ortaya koyacağınız iddialı bir konu yerine; akademik bir araştırmayı hakkıyla yapabileceğinizi kolaylıkla sergileyebileceğiniz, kolay ölçülebilen, başı sonu belli bir konu seçmenizi öneririm. Yurtdışında yapılan bir araştırmanın Türkiye’ye uyarlaması bile olabilir. O rüyanızdaki araştırmayı Dr. sıfatını aldıktan sonra yaparsınız; diplomanızı riskli bir konuya endekslemeyin.

Ve savunma var tabii ki. Tez savunmaları, hocalar arasındaki politik çekişmelere de sahne olabiliyor malesef. Düşük rütbeli bir tez danışmanınız varsa, bölüm başkanı veya bir profesör “Olmamış” dediğinde itiraz edemeyebilir. Tez hocanızın okulda yüksek rütbeli, saygı duyulan dişli biri olmasını öneririm. Tez sırasında sizi zorlar ama tez savunması sırasında kimse ona karşı çıkmak istemeyeceği için sınavı görece rahat geçersiniz.

Tez de bittikten sonra, yolculuk sona ermiş oluyor.

Çalışırken doktora yapılabilir mi? Evet, canlı örneği benim. Zor mu? Evet, çok yüksek disiplin, yüksek stamina, iyi zaman yönetimi ve pek çok şeyden feragat edecek irade gerektiriyor. Birlikte başladığımız arkadaşlarımdan pek azı benimle birlikte mezun oldu.

Peki değer mi?

Bu biraz kişisel bir soru. Doktoranın temel getirileri; konunuza hakimiyet, otorite sayılacak prestijli bir sıfat ve konulara bilimsel / akademik bakış açısından yaklaşabilmek olacaktır. Erkek okurlarımız için doktora sırasında askerlik görevinden muaf olmayı da zikretmeden geçemeyiz. Çalışırken doktora yapmanın götürüleri ise; yorgunluğun yanı sıra büyük ölçüde iş + doktoradan ibaret birkaç seneyi göze almanızın gerekliliği.

Eğer bu denklem sizin için pozitif çıkıyorsa ve yukarıda anlattığım sürecin altından kalkabileceğinizi gözünüz kesiyorsa, sizi kayıt masasına alalım. Aksi takdirde, alternatif yollar arayabilirsiniz.

Alternatif yollardan ilki, sevdiğiniz konuda ikinci bir Master yapmak olabilir. Bir diğeri, yine sevdiğiniz konuda bir sertifika programına katılmak olabilir. Türkiye’deki klasik programların yanı sıra, yurtdışında uzaktan eğitim programları da var ve gayet geçerli sertifikalar veriyorlar. Maksat bilginizi arttırıp belgelemekse, prestijli bir kurumdan alınmış bir sertifika da güzel olabilir.

Son olarak; bazı üniversiteler ders başı ücret ödeyerek derslere konuk öğrenci olarak katılmanıza imkan tanıyor. Sevdiğiniz hocaların ilginizi çeken derslerine bu yolla katılarak, o konudaki bilginizi arttırabilirsiniz.

Her kararda olduğu gibi, bu kararınızda da mantığınızı, duygularınızı ve sezgilerinizi bir arada kullanmanızı öneririm.

Batman Syndrome of Freelancers

At some point, many freelance consultants consider hiring a junior consultant. The idea is to train him/her, and send him/her to low priority clients. The assumption is; low priority clients would accept the junior (as Robin) just because the freelancer has a brand name (as Batman).

However, this assumption often fails.

Have you seen anyone calling Robin without Batman? No. Exceptions aside; people call Batman, and they could accept Robin as a sidekick only if Batman is present as well.

Batman may consider a client as “low priority”, but the client considers its own business as “high priority”. Therefore; if they call Batman, they want Batman. They often won’t accept an unaccompanied Robin. It is really hard to convince clients to accept Robin as a regular consultant just because Batman has a name.

This has a psychological aspect as well: They will continuously compare Robin to Batman, and assume Robin to be a character lesser than he/she really is.

Solution?

My initial suggestion is to make a schedule where Batman & Robin can go to projects mostly together. If both of them are present at the client site 3 days/week, the client might be willing to accept an unaccompanied Robin at the 4th day; assuming that Robin’s activities are transparent, rate is agreeable and he/she will add reasonable value to the project.

If you can find a position where one of your clients need a junior consultant, this would be a rare opportunity to market Robin! If the trust of the client is obtained, promising that Batman would jump in on critical occasions would increase the chance of a deal.

In any case, I would suggest premeditating on possible positions for Robin before taking any costly action.

Some big consultancy companies have the tendency to showcase “Batman”s during the sales process and send “Robin”s to the actual project.

This is a different case though. They are selling projects over the brand and image of a company, not a person. The client can request a change of certain consultants any time, and they can force the consultancy company to call-in “Batman”s in case a significant risk surfaces. Therefore, clients are relatively comfortable accepting mid-level team members of a big company.

Another important aspect is; decision makers feel more comfortable when they select a big brand for their SAP project (despite the mediocre CV’s). If the project fails, the manager can save his/her rear end by telling that they made the best decision they could by picking the biggest name on the market. Picking a boutique set of freelancers means that some manager takes full responsibility. Smart managers make a mixture of a big company + Batman-level freelancers though.

In any case; big players can market Robins due to such factors. It doesn’t mean that a singular Batman can pull off the same thing. It is possible, but not as easy & common.

Temel Sunum Teknikleri

Aşağıda, sunum teknikleri ile ilgili verdiğim bir eğitimden alınmış bazı notar bulunmaktadır. Bu konuda profesyonel bir eğitim almanın faydası tartışılmazdır. Ancak; bu kısa notlar da temel anlamda yol gösterecektir.

İçerik

Sunum Slide’larınızı kelime ve cümlelerle şişirmek yerine, söylediklerinizi destekleyecek ve harita görevi görecek minimalist piktogramlar olarak değerlendirin.

Slide’larınızın başlıkları, baştan sonra bir hikaye akışı ifade etmelidir. İlk Slide, vurucu bir giriş içermelidir: Bir istatistik, katılımcılar arasında yapılacak bir mini oylama, çarpıcı bir itiraf veya cevabı sunumun sonunda verilecek bir soru olabilir. Son Slide ise mesajınızı içermelidir.

Sunumunuzun provasını yaparak, sürenize göre hangi Slide’da nereye gelmiş olmanız gerektiğini yaklaşık olarak kestirin. Eğer süreyi ayarlayamazsanız, arada birkaç Slide atlayıp nihai mesajınızı mutlaka verin.

Tell-Show-Tell yöntemi çerçevesinde; her bölümün başında ne söyleyeceğinizi belirtin, sonra bunu gösterin, en sonunda da ne söylediğinizi herkesin anlayacağı bir dilde tekrar özetleyin. Bunu her bir bölümde yapmanın yanı sıra, önemli Slide’larda hatta sunumun genelinde de yapabilirsiniz.

Konuşma

Cümlelerin arasında EEE veya III şeklinde duraksamalar yapılmamalıdır. Bu duraksamaları mutlaka yapmanız gerekiyorsa içinizden sessizce yapın. Bu şekilde, cümlelerinizde bulunması gereken boşlukları doğal bir yoldan koymuş olursunuz ve ifadeniz nefes almaya başlar.

Gazetelerdeki haberleri düşünürsek puntoları üçe ayırabiliriz: Başlık, özet ve detay. Eğer sunumdaki bir cümle başlık niteliğindeyse, çok yavaş ve yüksek sesle söylenmelidir. Özet niteliğindeyse, başlıktan bir derece daha hızlı ve sessiz söylenmelidir; ancak normal konuşmamızdan daha yavaş ve yüksek olmak kaydıyla. Sunumdaki detay konuşmalar ise, normal konuşma hızında ve seviyesinde olmalıdır. Bu çeşitlilik sunumun dinamizmini arttırır.

Uzun cümleler kurulmamalıdır. Bu hem izleyicilerin takibini zorlaştırır, hem de cümlenin başıyla sonunun başka yerlere gitmesi veya anlam düşüklüğü yaratması gibi sakıncalar doğurur. Standart bir sunum cümlesi 5-6 kelimeyi geçmemelidir; uzun cümleleri birkaç cümleye bölmeye çalışın. Noktadan başka noktalama işareti yokmuş gibi konuşabilirsiniz.

Beden dili

İzleyenler ile aranıza; masa, kavuşturulmuş kol, dosya gibi bir engel koymamaya çalışın.

Masaya yaslanmak, bir tarafa kaykılarak durmak gibi düşük enerji işaretlerinden kaçının; aksi takdirde bu durum izleyicilere de yansır. Dik ve enerjik gözükün, sahnede alan kaplayın.

İzleyicinin dikkatini dağıtacak ve katma değeri olmayan hareketlerden kaçının. Tipik örnekler: Sahnede volta atmak, sağa sola sallanmak, anlamsız el hareketleri yapmak olabilir. Ancak; volta atmak yerine izleyici hakimiyeti için sahnenin farklı noktalarını kullanmak iyi bir fikirdir. Sağa sola sallanmak yerine izleyicilerle göz teması kurarak değişik zamanlarda farklı yönlere dönmek iyi bir fikirdir. El hareketlerini kavramların gözde canlanması için yardımcı olarak kullanmak iyi bir fikirdir.

Aynı kabilden dikkat edilecek bir diğer nokta; kas hafızanızdır. Dikkatiniz dağıldığında, yalnızken sık yaptığınız saçla oynama, boyun kaşıma, vb hareketler vuku bulabilir. Sunumda bu tarz kas hafızası hareketlerinden kaçının.

Çevresel faktörler

Kıyafetiniz ortama, konsepte ve kültüre uygun olsun.

Cebinizde şıngırdayacak bozuk para, anahtarlık, vb şeyler olmasın.

Sunuma giderken, kendi bilgisayarınızdan sunmama durumunda yanınıza birkaç farklı formatta alın (PPT, PPTX, PDF gibi). Aynı zamanda E-Posta veya Cloud üzerinde bir yerde de bulunursa iyi olur. Presenters Note bölümünün teknik bir sebepten ötürü gösterilemeyebileceğini hesaba katın; gerekirse notlarınızı ayrı küçük kağıtlara veya tabletinize yükleyin.

İzleyiciler

Eğer sunum sırasında tavrıyla sizi zorlayacak kişiler olursa, aşağıdaki yöntemlerden birini deneyebilirsiniz.

Sert yaklaşım: Kötü niyetle soru soran birini; cevabını bilemeyeceği ve tercihan niyetini ortaya koyan bir karşı soru sorarak ekarte etmek mümkündür.

Orta halli yaklaşım: Kişinin söylediğinde haksız olduğu noktayı ortaya koyup, bir de haklı olduğu nokta ortaya çıkarmaktır. Böylece kişi fazla rencide olmayacak, ancak söz almadan önce tekrar düşünecektir.

Yumuşak yaklaşım: Soru soran kişiye ilgisi için teşekkür edip; sunum süresinin kısalığına işaret ederek sunum sonrasında birebir görüşmek üzere söz verebilirsiniz.

Taviz yaklaşımı: Soru soran kişi konumu gereği kritik bir noktadaysa; doğrudan yanlışlamak yerine soru sorarak doğru cevabı kendi ağzından almayı deneyebilirsiniz. Bu esnada sunum sürenize dikkat edin.

Sessiz yaklaşım: Sunum sırasında kendi arasında konuşan veya ilgilenmeyen kişiler varsa, cümlenizi tamamladıktan sonra sessiz durup o kişilere doğru bakabilirsiniz; bu çok güçlü bir tenkittir. Dikkatleri tekrar size geldikten sonraki cümlenizi yine o tarafa doğru kurun ve sunumun akışına devam edin. Yersiz bir soru soran birine karşı uygulanabilecek sert bir tepki de budur; hiç cevap vermeden “Konuşmaya devam et” dercesine o kişiye bakmaya devam edin, sessizliğin yarattığı gerginlikten ötürü muhtemelen konuşmaya devam edecek ve ortaya attığı şey konusunda kendi kendini ele verecektir.

Okurken İş Tecrübesi Kazanmak

Benim kuzenim üniversite sınavına girdi ve bilgisayar mühendisliği okumak istiyor. Kendisi (...) okullarını kazanmış. Bunların arasında şuna yönedirmekte fayda var veya şuna kesin gitmesin diyebileceğin var mı? Mesela program olarak şu hocaya değmesi iyi veya işe alımlarda biri öne çıkıyor gibi bir yorumun olur mu?

Öncelikle kuzenine tebrikler =) Açıkçası bilgisayar alanı eskisine kıyasla çok daha geniş, bilgisayar mühendisliğinden mezun olan biri pek çok iş yapabiliyor. Hangi okul hangi konuda daha iyi, çok yakından bilmiyorum açıkçası.

Benim kesin olarak söyleyebileceğim şey; özellikle programcı olacaksa, işe alım sürecinde elle tutulur bir şekilde ne bildiğine bakacaklardır. Eğilmek istediği konuyla ilgili (iOS, SAP, Android, Web, güvenlik, vs vs) sertifika almasını ve üniversite 3. sınıftan itibaren ücret beklentisini minimize edip Part Time çalışmaya başlamasını öneririm. Zira şirketler, işe alındığı ilk gün hemen değerlendirebilecekleri kişileri tercih ediyor.

Eskiden iyi bir diploma yeterliyken, artık diplomanın yanına fiili iş tecrübesi koymak gerekiyor yani.

Okul seçerken; lokasyon, ders saatleri, devam zorunluluğu, vb faktörleri de değerlendirip, erkenden iş tecrübesi kazanmaya başlayabileceği bir seçim yapması önemli.

Things I Seek In A Startup

From time to time, I get an offer to join a startup as a partner. I have yet to find an offer good enough to lure me into an agreement. But why?

Here are the key points I would like to see in a new startup.

A real need / problem. Best ideas come from real needs. If the idea is forged around a meeting / dinner table, I find it hard to believe. If the idea came from a real need or problem of a real human being, it is usually a good sign.

A potential market. What is the number of customers we are targeting? Are there competitors in the market? If yes, are we going to build something 10x better than them? If there are no competitors, there might be a good reason why not – needs to be investigated.

Good people. The initial team of partners / managers need to be experienced & agreeable enough. Instead of teaming up with business rookies and endure their mistakes in the learning process, I would rather team up with pros who have been around the block a couple of times.

A reliable financial model. Who is financing the startup? How will the customers pay, how much, when, and why? Is the income sustainable? Are the risks reasonable? How does the ROI look like? Would someone be interested of buying this company someday? Are potential legal issues covered?

An initial crowd. Nobody wants to be among the first 10 users of a service. The startup needs to have a plan to build its initial crowd of users.

Ethics. Is it going to be a win/win for all parties involved? Is the idea ethically correct? What good does it do to the rest of the world?

Fun. Enough said.

Me. Finally; I would ask where I stand in the big picture. What is expected from me? How much time / money do I need to invest personally, and am I able to? The required investment should correlate to the fulfillment rate of the points mentioned above. This means, if the startup doesn’t make sense to me, I would invest only a certain portion of my time and charge for it; like a freelancer. If I believe the startup to death, I could be willing to make it my full time occupation.

İstanbul’da İş Bulmak

Bir E-Mail’e attığım cevabı, başkalarına da faydası olabilir diye paylaşıyorum.

İstanbul’da rekabet biraz yüksek; bilgisayar mühendisliği mezunu olmak parlak bir iş bulmak için garanti değil şu anda. Pek çok öğrenci, sektörde nereye odaklanmak istediğini aşağı yukarı belirliyor ve üniversite 3 -4. sınıf itibariyle yarı zamanlı bile olsa bu konuda bir yerlerde çalışmaya başlıyor. Mezun olduğunda, diplomasıyla değil okurken kazandığı iş tecrübesiyle iş buluyor.
Senin CV’ne baktığımda, bir konuya odaklanmış yarı zamanlı iş tecrübesi değil, farklı yerlerde yapılmış genel stajlar görüyorum; bu bir eksi.
İstanbul’da yazılım sektöründe iş bulmak istiyorsan neler yapabilirsin?
Öncelikle, yazılım sektöründe tam olarak nereye odaklanmak istediğini belirlemeni öneriyorum. Yazılım çok ama çok geniş bir çatı; Web programcılığı var, mobil programlama var, SAP/ERP var, Big Data konuları var, donanım programlama, sistem yöneticiliği, güvenlik, test, validasyon, proje yönetimi, var da var…
Ne istediğini belirledikten sonra; bu konuda şu yolları izleyebilirsin:
  • İstanbul’da iş aramak. Şanslıysan yeni mezun alımı yapan yerler olabiliyor, ilanları takip edip oralarda şansını deneyebilirsin. Ancak okurken bir yandan çalışmış olanlar bir adım önde olacaktır.
  • Başka şehirde iş aramak. İstanbul gibi rekabetin yüksek olduğu bir ortama girmeden önce, daha “sakin” bir başka şehirde istediğin alanda iş arayabilirsin. 1-2 sene tecrübe kazandıktan sonra, İstanbul’daki şirketler için daha cazip bir halde olursun tecrübenden dolayı.
  • Sertifikasyon. Eğer yatırım yapmayı göze alırsan, odaklanmak istediğin konuda kursa / eğitimlere gidip sertifika alabilirsin. İyi bir kurumdan alınmış sertifika, yine seni şirketlerin gözünde daha cazip bir hale getirir.

SAP ilgini çekiyorsa; ABAP kariyer konulu bir konferans sunumum var. Onu izlersen, SAP/ABAP kariyeri isteyip istemediğini biraz hissedebilirsin. Zor tarafları var, iş bulma / İstanbul hevesiyle değil objektif değerlendir.